Kayıtlar

tarihi eser kaçakçısı mısın, bu ne şiddet gülüm? /// şiir

bilinmezliğe yol alıyorsun anladık dediğin her şeyi de harfiyen yaptık edindiğin bilgileri de başkasına satmadık yine mi yaranamadık ? nehirde yol alan kanoyu durdurmak mıydı amaç o zaman durma bütün kötülüklere yol aç madem sayısı giderek azalanlardan olmuş bağlaç kafamı elime attım yine geldi saç kontrol etmeyi alışkanlık haline getirmişsin belli bunu sana kim söyledi? değişmez bazı şeyler gibi, üçgenin şekli bu karşındaki adam her şeye karşı tekti tarihi eser kaçakçısı mısın, bu ne şiddet gülüm ? madem yaklaşıyor, bizde karşılarız hoş geldin ölüm al sana biraz nezaket dersi, bitsin bu zulüm ne zaman çözülecek meraktayım, çok övündüğün düğüm..

Kendine sakla kusursuz yargılama yeteneğini.

Güneş doğuyor, bir süre havada kalıyor, ardından da sessizce batıyor. Hayat ilerliyor, herkesin bir koşturması var. Amaçlar, zorunluluklar, işlevsellikler ve ötesi... Kimse arkasına bakmak zorunda değil. Düzen bunu gerektiriyor. Toplumlar yanılgıları ile övünürken, bir başkası ortaya görüş atıyor. Kurtuluşun o olduğunu iddia ederken aslında ne kadar yanlış bir virajda olduğunu dile getiremiyor. Eriyen mumun akışkanlaşmasını, aşağı doğru sıcak parçalar bırakmasını kimse engelleyemiyor.  Gökyüzüne baktığında ne görüyorsun ? Bulut varsa bulut, güneşliyse hava sarı bir parıltı, gündüzse mavilik, geceyse simsiyah bir tabaka. Hiç kendini gören oldu mu gökyüzünde ? Bir nebze olsun, sadece bir nebze kendimizi görebilseydik bu gökyüzünde birazcık mutlu olurduk. Mutluluk paylaştıkça çoğalır. Tek başımıza belli bir süre mutlu kalabiliriz. Gün gelir birisi teorem üretir, mutluluk bireyselleşir. Seni mutlu eden, seni karamsarlıktan alan her şeye iyi bak. Sen iyiliğe layıksın, yaşama amac...

Bitmeli mi dertlerimiz ve daha ötesi?

Kendine itiraf edemediğini, başkasına dile getirme bence. Yukarıdaki cümleden yola çıkarak hayatın tüm karmaşasını da çözebilirsiniz. Sadece çok kısa bir süre bir araya gelen iki insan arasında en fazla ne gibi bir çekim olabilir? Onu ilk gördüğümde yoğun şeyler yaşadım. Bu yoğunluk belki de elimin altındaki bütün zenginliği, beni o kötü günlerden çıkartan çıkış yolunu benden uzaklaştıran bir yoğunluktu. Şimdilerde o tutunduğum yol, benimle ve yaşantımla dalga geçer bir halde. Aşkmış, sevgiymiş bunların hepsi içimde öldü. Son bir darbesi daha vardı bu yolun. Belki de içinden ufak ama bana yetecek bir şey çıkartacağım o yoğunluğu, benim için yasaklı madde haline getirdi. Alabileceği maksimum intikam buydu zaten. Bir kaç adım sonra, kendimi müşterisi sayacağım o güzel pasta dükkanı, şimdilerde yediğim pasta midemi ağrıttığı için "gidilmemesi gereken mekanlar" listesine dahil oldu. Tek bir hareketi ile, tek bir hırsı ile. Tabii ki o dükkanla alakamın devam etmesi, o dükkanın...

Bireysel güzellikler dünyası

Akıp giden zaman.. Bizi bir o kadar sessizleştiren gökyüzü... Algılarımıza ihanet eden değişkenlikler... Sonrasında ben yine o meydanda kaldım. Her şeyin başladığı yer olması gereken meydanda. Tek bir sorun vardı, hiç bir şey başlamadı. Başlamasaydı yine iyiydi, sinyal bile vermedi. Kurtuluşa giden kestirme yolun olmadığını kesin bir dille haykırmak gibi.. Ensemizde bir şaplak gibi, aniden gelen hızlı bir tren.. Üzerimize doğru ve hızlıca. Ne kadar savunabilirsin değerlerini, seni önemsemeyen bu dünyaya karşı. Karşındaki kırmızı ışıktan ibaret ve yeşile dönme konusunda bazı çelişkileri var. Sus ve karanlığı hisset, seni kaplayacak ve seni yok edecek olana

Bazı insanlar hep kalsın istersiniz..

Sinirlerime hakim olamadığım bir başka gece daha. Ömür boyu sürecek bir sinir değil, kişiye veya olaya.. Ancak birisi bir hata yapar ve o hata anınızı mahvedebilir. Siz de kontrol etmek için kendi zihninizi epeyce yorarsınız. Kontrol edemezsiniz, uzun uğraşlarla yaptığınız evi tek çelsede yıkarsınız. Konumuz bu olmasa da, önemli bir detayı olduğunu hissettirmek lazım. Bir tabak düşünün, üstünde ufak tefek yiyecek maddeleri. Ne kadar da önemsiz görünüyor. Ama bu tabağı size, en beklemediğiniz kişi hazırlayınca bütün siniriniz geçer. Mersinliyle ilk tanıştığımda hiç bir şekilde bir gelecek görmedim. Yani ne bileyim benim için sıradan bir arkadaş olacaktı. Whatsapp grubu eşliğinde samimileşme sürec oldu. Uzaktan çok iyi bir insan olarak lanse edildi bana. Zaten eve çıkma kararı alındığında en çok güvendiğim kişi de o olmuştu. Tabii ki bir insanı ne kadar tanırsanız o kadar kötü. İlla ki Mersinliyi de inine girene dek o kadar da iyi tanımıyormuşum. Başlarda evin troll adamıyken, on...

Şıpıdık Kokarca !!

Resim
şıpıdık öldürmeli -meli -meli -meli.. Önceki karamsar yazıma inat bu neşeli yazımı yazmak istedim. Bir çizgi film gibi gözükse de, bana "çılgın korsan jack" adlı hayatı öğreten insana teşekkür borçluyum. Evet evet evet.. büyütülecek bir şey değil. Ama benim açımdan hoş bir şey oldu. Penceremizi basitleştirecek bir yaklaşım. Bana takılan ismin, "lapacı" olması kadar mükemmel aslında. Bir karakteri tanıyorsunuz ve bu karakter size benzetiliyor. Daha önce bu kadar onure edilmemiştim. "Bunu size korsanlık içgüdüleriniz mi söylüyor kaptancım?" Bütün üzüntülerime ve çaresizliğime rağmen gülümsemek güzel aslında bir çok şeyden daha güzel. Ayrıca Özge Ertal adındaki hayatımın çiçeği bana mention atmışken bu hayat daha sevilesi hale geliyor. Umarım görürüm şarkılarını güzel insan. tüm güzellikerin ve iyiliğin adına asla umudunuzu kaybetmeyin derim ne kadar uygularım ? 

Galiba batıyoruz.

Resim
"illa ki zamanı gelir, sen sabretmesini bil." Neyin ne zaman olacağını kestiremezsiniz. Geleceği göremez ve hakkında sadece temennide bulunabilirsiniz. İyi temenniler veyahut karamsar çukurlar. Her şey beynimizde olup biterken izleyici kalmak... Benim için özetlenebilecek tek şey, doğru zamanın ve doğru anın yaşanmasını beklemek olacaktır. Önümde belki de bu şansı yakalamak için zaman kalmamış da olabilir. Yarını ve ötesini düşünerek yaşamak zorunda kaldım. Bu hayatın belki oyunu, belki de hak ettiğim bir mevzuydu. Ama yarınlar ve daha sonrası artık muallak bir olay. Eğer yırtarsam bu durumdan, evet o ufacık delikten kafamı çıkartıp kendimi atarsam dışarı. Doğru zamanın da, doğru anın da yakınımda olduğunu biliyorum. 1 ay önceki hayat duruşumla, şu anki şu saniyeler içindeki tavrımı uzaktan yakından birleştiremezsiniz. Evet bir batış var, gemi de su alıyor. Henüz sipariş ettiğim kova da gelmedi ama umut varsa illa ki devamı vardır. Bir beden olarak, bir ruh olarak hay...