14 Ocak 2018 Pazar

yeni bir yaş

yine bir merhaba ile bu yazıma da giriş yapayım bakalım. yaklaşık 15 dakikadır benim doğum şu an sanırım. genelde doğum günü yazımı son dakikalarda yazardım ama bu sene hemen yazmak istedim. sanırım her şeyin değişiği gibi benim de değiştiğim şeyler oluyor.


geçen sene 3 farklı kutlama olmuştu bana. hayatımda ilk kez böyle bir şey olmuştu. ama hep insanlara doğum günü olduğunu hatırlatan, bir şeyler beklediğimi sezdiren bendim. çünkü insanlar benim için bir şey yaptığında dünya daha güzel bir yer oluyordu. ben öyle hissediyordum. tabi ben ısrarlara boğmadan hiç kimsenin bir şeyi düşündüğü olmuyordu. sanırım olgunlaşma sürecinin en kötü şeylerinden birisi de bu. yarın herhangi birinin benim için bir şey düşüneceğini zannetmiyorum. bir mesaj, belki bir 1 dakikalık bir konuşma.. ötesinin olması için daha iyi bir insan olmam gerekiyor çünkü. insanların hatalarını kabul eden, onları yargılamayan. kırgınlıkları düşünmeyen. bu sene hiç kimseye hatırlatma gereği bile duymadım. inanın kendim bile düşünmedim. günler gelmiş geçmiş hoppala bugüne gelmişim. artık monotonluk, durağanlık hiç bir heyecan getirmiyor bana hayata dair. her günü ertesi gün ölecekmiş gibi yaşamaya başladım sanırım. bitse de gitsek diyor geçiştiriyorum. 

ilk kutlayan kişinin de, diğer kırgınlıklarıma oranla daha fazla hatamın olduğu birisi olması da cabası tabi. ikinci de liseden almanca hocam oldu. ne kadar harika bir hayat değil mi? bugünler bir daha gelmeyecek. daima ileri gittiğimiz bu yaşam şeysinde aslında ne kadar da anlamsız şeyleri kafaya takıyoruz bir bilseniz. mesela ben bu doğum günü şeyini çok kafama takardım. 

hiç unutmam, ilkokulda sınıfta bazı kişilerin doğum günü olunca anneleri pasta alır, tüm sınıf yerdik. o  kişi o gün en özel kişi olurdu, hediyeler alırdı. çok kıskanırdım biliyor musunuz? çünkü benim öyle bir olayım olmadı. ne anneme pasta parasını verecek modern bir baba, ne de kendi imkanları benim neşemi yerine getirmeye yetecek annem vardı. ah canım annem. eve geldiğimde bana bisküvili puding pastası yapardı, üzerine de bir tane mum koyardı. o gün çok üzgün olurdum. neden benim de diğerleri gibi kutlanmadı diye ama annem bir şekilde telafı ederdi. her sene bana; "seni iyi ki doğurmuşum" derdi. o zamanlar bu sözün pek bir anlamı yok gibi gözükse de, şöyle bir düşününce gerçekten insanının kalbini titreten bir olaymış. keşke yaşasaydın da yine deseydin. bana tek bir cümlen yeterdi be anne. 2010 yılında bana bir tane kitap almıştı. ismi "çocuk kalbi", doğum günümde vermişti. kitabın kapağını açtığım an içim yanar. dünyanın en güzel hediyesi benim için odur. acındırma için üzgünüm ama şu an aklıma gelebilecek tek kişi annem sanırım. huzur içinde yat. bugüne kadar sana layık olamadım, belki bundan sonra olurum ne dersin? beni iyi ki doğurmuşsun...

beklentiler öldürür arkadaşlar. bu sene hiç bir şeyden beklentim yoktu. o kadar içim rahat ki, çünkü böyle bir beklentiye girebileceğim yakınım yok. şimdi bloga yazınca yine beklentiymiş gibi oluyor. ama inanın yok ya. vallahi yok. gelecekteki ben ciddiyim he başka her cümleme şüpheyle bakabilirsin ama buna bakma. içim  bir kuş kadar hafif. herkes hak ettiğini yaşar bu hayatta. bazıları yaşamaz ama ben yaşayan taraftayım. çektirdim ki çektiğim bazı şeyler var.

doğum günüme yakışır şarkıyı da şuraya bırakayım da öyle devam edeyim. elbette florence..




yeni yaşımdan ne bekliyorum biliyor musunuz. biraz daha olgunluk... 

artık insanları değerlendirirken kendi mutluluğumdan ziyade, ortada herhangi bir sorun olmaması mesela. herkesin birbirine değer verdiği bir ütopya. zor bence, daha mı içime kapanırım ne dersiniz. bir sonraki yaşımda bambaşka mı olur her şey? kim bilir yaşamak lazım. buradaki aktör de ben olacağım sanırım. dublör kullanmak için haklı bahanelerim olsa da, bir gün çekip gideceğiz ne önemi var?

50 dakika olmuş bak kimseden tık yok ha ha ha. pastayı 15'inde yiyeceğiz, ev arkadaşımınki de 16 ocak çünkü. orta yolunu iyi bulmuşuz dimi. prestij filminden bir yazıyı da alta atıp çekip gideyim uzaklara...

"Her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur. Birincisi "Vaat" bölümüdür. Sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. İskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. Bu nesneyi size gösterir. Son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. Fakat gerçek, farklı olabilir. İkinci perdeye "Dönüşüm" denir. Sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. Hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. Çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. Siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. Henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir. Onu geri getirmeniz gerekir. İşte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. İçlerinde en zorlusu. Bizlerin deyişiyle "Prestij". "

size ne demek istediğimi söylemek isterdim ama büyük ihtimalle tahmin etmişsinizdir...

sevgiler







5 Ocak 2018 Cuma

yepisyeni bir yıl

merhabaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa


şu an öyle kafam güzelki size bunu kelimelerle anlatamam. hal böyle olunca yazı atmak da farz oldu. yepyeni bir yıla az evvel giriş yaptım. kesinlikle muazzam bir yıl beklemiyorum yine bok gibi geçecek ama olsun alıştık yapacak HİÇBİR ŞEY yok....

2017 benim için nasıl geçti?????????????????

olgunlaştım....

offfffff ben bu yazıyı yılbaşı akşamı yazıcakmışım yarıda kalmış puhahah herhalde bişiler oldu neyse başlığını şeediyim değiştirmiyim çünkü ben her zaman harika bir blogger olmuşumdur.

öncelikle 5 gün gecikmeli de olsa hoşgeldin 2018 kardeşim helal olsun tam zamanında geldin yani biz sıkılmıştık 2017'den falan ağbi 2017 mi kaldı değişim iyi birşey tabi. ancak boş geldin be kanka insan az değişik olay molay getirir. kalbimin orta yerinde bu nasıl monarşi yani delirmek üzereyim. her her neyse biraz 2017'den bahsediyim bari.

2017 benim için nasıl geçti??

yukarıda da bu soruyu sormuşum çok net cevap vermişim evet bence de olgunlaştım. özellikle insanlar konusunda. evet kardeşim artık daha bir kendini beğenmişim, evet kardeşim artık daha bir burnumun ucuyla bakıyorum insanlara. bugüne kadar beni kusurlarım yüzünden eleştiren her hücreye ben de eleştriyle yaklaşıyorum. inanın hiç bir şey yapmamaktan iyidir. eğer olgunlaşmak, başkalarına bok atabilmekse hayır olgunlaşmadım. ancak olgunlaşmak kendi değerinin farkına varmak ise, internet alemindeki en olgun çocuğa merhaba diyin.

yeni insanlar tanımadım. aslında bir nevi tandıım ama o kadar da insan değillerdi. her tanışmanın sonu kötülükle bitti. son tanıştığım kişi romanyalı diana ve kendisi bunalım triplerimi anlamadığı için ingilizcesini geliştirmek amacıyla benle konuşuyor. konuşmalarımız efsane ama ben diyorum ki; "i have a big depression." o diyor ki; "don't worry" evet kardeşim felsefik, ütopik ve sonsuzluk çağrışımı yapan harika bir eğlence bu. neyse güzel kız ama çaktırmayın.

ben karaktersiz bir insan olduğum için yine bir kadın kişisi böyle aklımın uç uç uç en ucunda gibi bişi yani tam olarak girmedi ama en ufak hareketinde girebilir o yüzden dua edelim girmesin. o kadar salladık kadın milletine yine aşk tripleri falan istemiyorum kardeşimm. ha bakarsın olumlu bişiler olur hemen deriz yani, "yav aşk harika şey ehuheh" diye. ancaaak her konuda olduğu gibi olacağını sanmıyorum bunun da. o yüzden bu tip bir şeyi ilerlemeden kesmem lazım. bunu dedikten 2 yazı sonra aşık olduğumu falan yazarmışım yine reis beklenmedik hareketler ustasısın dersiniz. yok kanka dua edin olmasın yeterince keyifsizim.

sonracığıma bazı insanların ihanetlerini anladık. dibine kadar hissettik. insan oğlu böyle napalım belki bana özel değildir ama bana da ihanet edildiği oluyor. adam beni sevmeyip başkasını severek ona tatlış davranabilir bu konuda elimden bir şey gelmez. eve yeni aldığım herif de uyuz köpeğin teki çıktı. yakında kocaman bir yallah geliyor kardeşim merak etme. ben gece 4 de dubstep dinleyecek bir insan değilim.

2017'de hayatıma lin pesto girdi muazzam bir müzik şöleni.. sonracığıma yepisyeni şarkılar keşfettim. bu mükemmel olaylar resmi bayram ilan edilmeli. ulan hayata bak yak yak kardeşim

2017'de en güzel iki olay ladybird ve split'i izlememdi sanırım. dünyanın en güzel iki filminden birisi bunlar gerçekten muazzam tespitti üstad. saorise ronan kölen olayım yahu çekme film her seferinde triplere sokuyon.


sözlerini yazacam abi dünyanın en güzel sözleri bu şarkıda. ha bende o "you" yok ama muazzam bir şarkı. son yazılarıma serpiştiriyodum ama 2018'in ilk yazısında tam liste olsun bu başyapıt.

Sometimes I feel like throwing my hands up in the air 
Bazen ellerimi havaya kaldırmış gibi hissediyorum 

I know I can count on you 
Biliyorum sana güvenebilirim 

Sometimes I feel like saying "Lord I just don't care" 
Bazen "Tanrım umrumda değil artık" diyor gibi hissediyorum 

But you've got the love I need to see me through 
Ama kendime yetmem için ihtiyacım olan aşk sende 


Sometimes it seems that the going is just too rough 
Bazen olayların gidişatı çok zor gibi gözüküyor 

And things go wrong no matter what I do 
Ve ne yaparsam yapıyım işler hep kötüye gidiyor 

Now and then it seems that life is just too much 
Ara sıra hayat artık çok fazla geliyor gibi gözüküyor 

But you've got the love I need to see me through 
Ama kendime yetmem için ihtiyacım olan aşk sende 


yeni yıldan en büyük beklentim florence'nin albüm çıkarması... 

neyse esenlikler dilerim. 

28 Aralık 2017 Perşembe

düşüyor tutamıyorum

mer mer mer mer mer mer mer haba arkadaşlar kanalıma pardon bloguma hoş geldiniz. türkiyenin en eğlenceli, en akademik, en sansasyonel, en ferahlatıcı bloguna hoş geldiniz.

bugün yine anlamsız, yine gereksiz ve yine acı dolu bir içerik ile karşınızdayım. böyle şeyler yazmayı severim bilen bilir.

nasılsınız? ben saçmayım ya. kafamda bir şeyler var ama umarım ilerlemez bu şeyler çünkü hiç keyif verici ve tatlandırıcı bir şey değil. hayatım fare kapanı gibi, o peynire ne zaman elimi atsam bir yerlerim yanıyor ve hoş bir şey değil.

yepisyeni bir yıl yaklaşıyor. ona dair daha içerlemiş bir yazı atacağım. bu yazı yılın son yazısı olabilir. özellikle son dönemlerimin tamamen çay içerek geçtiğini düşünürsek hayat apacı bir perde açıyor ve bu perdenin arkasında saklanmak galaktik bir macera değil.

ne demiş florence "sometimes I feel like throwing my hands up in the air"

bu kadar geoid düşünmek biraz saçmalaşıyor. ve hayat belirli bir noktadan sonra uzaklaşıyor içerlemelerden.

her neyse biraz kızgınım kendime ondan yazı atıyorum. yoksa kendimi sevdiğim zamanlar gelip buraya içerik koymam. her konuda yaptığım hareketleri ve bu konularda sergilediğim davranışları ölçmeyi, tartmayı ve kesin olarak düzenlemeyi kendime görev edindim uzun süredir. eğer bir hata yapmışsam daha önce, aniden belirir kafamda "bile bile neden tekrarı?" diyerekten.

dünyayı benim yaptığım hatalar yönetsin.

zincirleme reaksiyon gösteren o bütün hareketlerim varya... işte onlar da yerin dibine girsin.

umarım bazı şeyleri düzeltebilmeli ve gelecekte aynısı başıma geldiğimde; "yahu dur kardeşim bir dur." diyebilmeyi yetenek olarak edinirim.


lin pesto çok güzel gelsene

ama olsundu. sonuçta bana vaat edilen bir şey yok. hatalarım sebebiyle zarar görebilecek birisi yok etrafımda. neden bahsettiğimi anlamıyorsunuz biliyorum. ben kendi cümlelerimi anlarım ama yıllar sonra şu yazıyı okuduğumda ne yaptığımı anlayacağım. kötü bir şey değil ya. hırsızlık yapmadım mesela. adam öldürmedim. ne bileyim dedikodu kazanı olmadım. yapmamam gereken bir şey de yapmadım. sadece meyillenmeler silsilesi diyelim. 

şu blogda türkçeye kazandırdığım tamlamalar tdk tarafından incelense müebbet hapis yiyeceğim haberim yok.

ve zamanıdır yok etmenin bütün nirvanaları değil mi? 

ne demiş florence ; "sometimes I feel like saying, "Lord, I just don't care.""

arada kullandığım söz öbeği var ya; "size neden bahsettiğimi söylemek isterdim ancak büyük ihtimalle zaten tahmin etmişsinizdir." işte o bu yazıda çok alakalı oldu. boşverin ya ben yazar dururum. aynı şey gibi yıllar evvel vaat edilen ama bir türlü gerçek olmayan mutluluk masalları gibi. 

annadım abeeeee


sevgiler. yeni yılda görüşmek üzere...

15 Aralık 2017 Cuma

gittikçe derinleşen aslında benim olmayan

merhaba arkadaşlar blogger dünyasının en sansasyonel, en ilgi çekici, en diyalektik, en modern ve en başarısız blogunun sahibi olarak yepyeni bir yazıyla karşınızdayım. böyle zamanlarda ne kadar harika olduğumu bilirsiniz. dünya geoid değilmiş de sanki bambaşka bir şeymiş gibi yaklaşır dururum.

öncelikle birlikte olmadığımız süre içerisinde başımdan neler geçtiğini anlatmak isterdim ama tahmin edeceğiniz sürece yine hiç bir anım veya maceram olmadı. hayatımın bu dönemlerini sıkıcı olarak nitelendirsem de hala içimde bu günler yad ettiğimde naif bir gülümseme olacağına dair umudum var. neden diye sormak anlamsız çünkü meteorlar bizi sıyırıp geçmeye devam edecek.


dünyanın en harika şarkılarından birisiyle başlamak isterim. çünkü florence olmasaydı sanırım kafayı yerdim. 

hayatımı her yazıda farklı şekilde özetlemeye çalışsam da sanırım buna ilgi duyan herkes ana temayı biliyor. bu konuda daha ne kadar kendimi yoracağım bilmiyorum. ama şöyle bir gerçek var sanırım yazmayı seviyorum. geçen iki sürede yalnızca üç kişi olmamıza rağmen bu blogu bırakmama sebebim de bu sanırım. 

yani düşünsenize bir insan hayatta var olmaktan o kadar da zevk almadığı halde katlanıyorsa, sevdiği nadir şeyleri yapma hakkı da oluversin. her ne kadar sevdiğimiz şeylerin geneli maddi temele ihtiyaç duyduğu için gerçekleştiremesek de herkes mutlu olabilir diye düşünüyorum. 

ne demiş florence; our bodies moving in dark, it takes the pain from me.

her neyse sızlanmanın manası yok. eğer bu tür şeyleri atlattıysan gerçekten harika bir insansın blogger bey. 

bir gün bütün bu hikaye bittiği zaman hepimiz belki de yaşananlardan dolayı birbirimize kızmaya devam edeceğiz. lakin ben bu işi henüz gelişme bölümünde hallettim. sonuç bölümünde kafayı yiyecekler düşünsün. 

bir gün eğer yeterince biriktirirsem bir roman yazmak istiyorum. tamamen kafamın içinde geçen, hiç bir şeyin sınırlamasanın olmadığı bir roman. yazarsam buradan yayınlarım herhalde. yani belki de o şekilde bir hayalle gerçekten mutlu olacağım. somut mutluluk hepimizin ihtiyacı olan şey burada kesinlikle karşı çıkmıyorum ancak soyut mutluluklar da mümkün müdür? bence mümkündür.

şu sıralar gerçekten olmasaydı kafayı yerdim dediğim bir kaç şey var. belki de bunlar işarettir. belki kendi kendine, belki başka etmenlerle bir kaç parçaya ayrılsan bile, hayat sana bazı eksik parçaları farklı şekilde sunar. sanırım böyle bir oyunun içinde olabilirim. ya da her şey şanstır. bunu bilmek isterdim. 

yeni tanıştığım birisi, bana hayatı sevdirmeyi falan düşünüyormuş. sanırım beş veya altıncı mailden sonra o da vazgeçti bu işten. uzaktan ne kadar da kolay geliyor değil mi? yaşantıları sözlerle ekarte edemezsiniz. yeni şeyler yaşatmalı ve bunun üzerine çıkmalısınız. ancak günümüz dünyasında kimsenin bir şey yaşatacak kadar cömert olduğunu düşünmüyorum. keza bu konudaki en büyük beklentim pazartesi günkü sunumda negatif hisler yaşamayıp direk bitirip çıkmak. her ne kadar sunum yapmayı sevsem de, yani bir şeyler anlatmak,aktarmak tam bana göre bir şey olsa da böyle bir sınıfa, böyle bir ortama pek de gidecek bir şey değil benim emeğim. belki başka bir zaman diliminde... ne dersin florence? 

tam on yedi gündür karadan uzak bir yerdeyim. 

evet biraz döküntülerle dolu bir yazı oldu. buna ihtiyacım varmış sanırım. şimdi daha rahatım. friends izlemeye devam edeyim. ah be destina keşke zamanında zorla izlettirseydin böyle şeyleri bana... 

sevgiler 



8 Aralık 2017 Cuma

hayat üç perdelik tatsız bir kabare

mer mer mer haba arkadaşlar. internet aleminin en eğitici, en öğretici, en eğlenceli ve en akılda kalan bloguna hoş geldiniz. ben blogger kişisi. bugün yine dopdolu, yine heyecanlı, yine ileriye dönük umut aşılayan bir yazıyla karşınızdayım.


bu filmi bugün izledim. ileride mutlaka hatırlamam gerekicek o yüzden buraya bırakıyorum. siz çok takılmayın bu kısma


yine ilk paragrafa kandınız değil mi? bir an inandınız. dediniz kral geri döndü falan. biz demiştik yıllar evvel bıraktık bu işleri diye....

öncelikle youtube adındaki platformda çok güzel alternatif şarkılar paylaşan bir kanal var. işte kaan boşnak falan kadıköy falan anlıyor musun abi biz bu tarz müzikleri seviyoruz falan. işte bu kanal canlı yayın falan yapmaya başladı. ben de denk geldikçe giriyorum. tabi ortam bildiğiniz gibi. erkek tayfa kızlara ehuheheh çekiyor. şirin gözükme çabaları inceden yürümeler falan. tabi ben gelir gelmez hayat hikayemi anlatmaya başladım. böyle karşı cinse salladıkça sallıyorum. rahatsız olan kızlar çıkıyor tabi. ee alışmışler erkek övecek sürekli..

bir de şey edebiyatı falan yapmaya başladılar; "işte tip, para bunlar önemli değil kalbi yeter." bu muhabbet döner dönmez sinirlenerek onlayn oldum ve dedim onlara; "kandırmayalım birbirimizi, hadi diyelim benim kalbim çirkin. önünüze aynı özellikte iki erkek koysalar daha yakışıklı olanı seçersiniz. siz busunuz vb." tabi benim tepkim karşısında zor durumda kalanlar oldu. bazılarıysa biat etti. ama nasıl hoşuma gidiyor. gel gelelim bazı tipler türemeye başladı. hani ben şimdi oraya kızlara yürünmeyecek havası getirdim ya. adam duramadı tabi. başladı bana oynamaya, oynadı oynadı. arkadaş bir yayın kaçırdık, ertesi yayın adam bana ukala ukala konuşuyo. ben de durur muyum yaptım şovumu yallah köyüne dedim. 

dün akşam bir yayın atmışlar, altında yine o eleman. sanırım canlı yayın moderatörü olmuş, kızlara ehehehe çekiyor. evet siz kazandınız kardeşim. sevinin kızlar istediğiniz sistem döndü. olsun be biz mücadelemizi verdik. müzik paylaşım kanalında bile kızlara yürüyecek erkek kafası olduğu sürece benim çabam neye gidiyor bilmiyorum. olsun biz dedik aylar evvel, kızlara sululuğa son diye. varolduğumuz her platformda aynı şekilde davranacağız. 

şimdi bu hikayeyi anlatma amacımı ben de bilmiyorum ama sinirlendim. beni bilen bilir kadın nefretim yok, sadece hayal kırıklıklarımı verdiğim tavizlere paylaşıyorum. birbirimize yürümeden de bir şeyler paylaşabiliriz iki cins olarak. çünkü ben çok denedim tamam mı, tipten paradan hep yol yedik. mesela connected da profil resmimin fake olduğu bi hesap var. fake demeyelim de archie reisim var severim kendisini bilirsiniz. oraya yazanlar çıkıyo arada. bir tanesiyle baya konuştuk 1 ay falan. kız twitter profilimi istedi, ben de verdim yani. dedim bu kadar anonim nedendir üstadım.. zannediyorum kız tipimi görünce kesti konuşmayı daha da bir mesaj gelmedi. halbuki benim öyle hayallerim yoktu. olsun be kardeşim çirkiniz diye arkadaş da edinemiyoruz. bugün de benim için isyan. 

yine kendi tipimi eleştirdiğim bir yazıya dönmüş buralar. hiç sıkıntı değil. ileride bu yazıyı gülerek okuyacağım. çünkü ben bu savaşı zaten kazandım. insanlar olumsuz şeyleri kabul edemedikleri için acı çekerler. ben bütün olumsuzlukları mideye indirdim. kaybedecek cidden hiç bir şeyim olduğunu düşünmüyorum. o yüzden hayat bana istediği tiyatroyu çevirsin, ben yorumlamasını yaparım. kral naaptın çıldırttın evreni. 

blogumun reklamını da orada burada yapmaya devam. anlarsınız ya üç kişi kesmiyor. dört-beş olalım artık diyorum durmadan oraya buraya paylaşıyorum. yok yine kimse gelmiyor. sanırım blogun içeriğini anime falan kore falan dizeyim. piyasa o konuda iyi işliyor. intihar,bunalım senenin trendleri değil. 

bir adet ilkokul arkadaşım var. birinci sınıftan beri görüştüğümüzü var sayarsak sanırım 15 sene oldu aşkımız doğalı. biz kopamadık kendisiyle. bugün bile inanılmaz bir muhabbet yapabiliyoruz. düşünün dile kolay 15 senenin şakası .. malzeme harca harca bitmiyor. en sevdiğimiz olay geçmişe inip oradaki insanların yeni halleri hakkında inceleme yapmak. yani abi öyle bir sınıftan çıkmışız ki, iki eleman hapiste şu an, koca sınıftan iyi yerlere gelme potansiyelli iki-üç kişi var. bizi zaten sayma kafalar bunalım ikimizde de. işte o arkadaşım diyor sürekli benden bahset benden bahset. üç kişiyiz kardeşim zaten. sen, ben ve oylesineyaziyomyaaa reis. yani bu ortamda seni tanıtmak bana anca gelecekte hatıra olur. ama seni zaten kolay kolay unutamam. adam lisede bana ateizm propagandası yapa yapa ömrünü çürüttü. yani bir insanın en büyük gayesi, yakın arkadaşını dinden çıkarmak olabilir mi? adam bunu idealiyle yaşadı yıllarca. büyük olay. ileride film çekmeyi düşünüyoruz. oyuncu kadromuz biraz elit ama herhalde çözülür o konu. al işte dedin dedin bahset. bahsettim umarsızca...

bu arada bir başka bomba LİN PESTO bana cevap yazdı twitterda, hatta önceki yazıyı okudu. anlıyor musunuz resmen okudu...


abi şu görsel benim için dünyanın en büyük üçüncü olayı. tınlamaz diye düşündüğüm yazıyı okuyup bana cevap verdin ya lin pesto. sen piyasanın yeni nirvanasısın. çok müteteşekkir oldum. yani bundan sonra gençler ileride diyecekler vaaay lin pesto bazı şeylerin muazzam bloggerına cevap yazmış. hatta ben de ileride sen çok çok ünlü olduğunda ve blogumu okuduğumda vaaaay bana cevap vermiş kral diyeceğim. mutlu ettin lin pesto.


fırsat vermek istemiyorum gözyaşlarıma bu yüzden şarkıyı da atayım hemen.



kalben işi biliyor ya. şarkı muazzam ama biraz ütopya. günümüz kadın profili bu kadar sevecen değil. yani bir kız bana böyle yalakanım bebeğim havası yapsa mutluluktan ağlarım sanırım. ama şarkı güzel kalben seviliyosun

türkçe şarkı da paylaşıyoruz uyandırayım yani. sonra demeyin seni gidi egoist adam türkçe şarkı dinle biraz. off aklıma izole olduğum geldi kimin umrunda olur ki bu.

geçen gün sunum ödevi yapmaya gittiğim arkadaşımın evine iki adet kadın kişisi geldi misafiriyet olarak. kızlar benimle muhatap bile olmadı. böyle silik bir tip olmak zor. yani bir de aynı sınıftayız. insan bir der reis napıyon nasıl gidiyor. ben de çok durmadım dedim rahatsız etmiyim. of be kral yine yine yine mütevazisin, fedakarsın. biliyorum kardeşim bu hayat bize taviz vermeyi öğretti. 

evet arkadaşlar bugünkü muazzam yazının sonuna geldik. içimde yazma isteği vardı biraz ondan döküldüm hemencecik. artık bir daha ne zaman istekli olurum bilmiyorum. belki bir rehber falan hazırlarım yine okuyucu çekmek için. yıllar çabuk geçsin de şu blogu okuyayım neler yazıyorum unutuyorum be adamım.

size ne demek istediğimi söylemek isterdim ama büyük ihtimalle tahmin etmişsinizdir.

sevgiler



6 Aralık 2017 Çarşamba

lin lin lin pestooo

merhaba arkadaşlar bugün de sevdiğim şeyleri paylaşmaya devam ediyorum. nasıl bu blog özge ertal virali yaptıysa biraz da lin pesto virali yapacak. çünkü sevdiğim şeyleri bol bol paylaşmayı severim...

öncelikle kendisi hakkında hiç bir bilgim yok. ismi, cismi, şekli.. hatta insan bile olmayabilir. ancak müzik konusunda benim sevdiğim işler yaptığı ortada.

cem yılmaz paylaşmış, barış özcan videoya koymuş, yorekok outro yapmış, zaytung röportaj bile yapmış. bu durumda beni takacağını pek düşünmüyorum. ilk keşfettiğim zamanlarda iki şarkısına yorum attığımda bana "kalp" ile tepki vermişti. sanıyorum bu bile bireysel tatminkarlık için yeterli.

burada ana nokta, normalde sevmediğim şarkıları bana dinletmesi. yani benim çıkıp yıldız tilbe falan dinlemem çok ilginç olurdu ancak bu kişi bunu başarıyor. "yahu kardeşim ne bu marjinallik havaları falan, şunu dinlemem bunu dinlemem." dediğinizi iliklerime kadar hisseder gibiyim. lakin durum bazı kişiler için böyle. benim gibi asosyal insanlar kendi dünyalarını kurdukları için bazı şarkıları kesinlikle ve kesinlikle dinlemiyorlar. mesela bir şarkının orjinalini asla dinlemeyen birisi, onun lin pesto tarafından coverlanmış versiyonunu mırılanıyorsa bu iş lin pesto'nun başarısıdır. şarkının sözlerinin güzel olması, kurgunun geri kalan kısmında başarı getiremiyor her durumda. allahım bu kadar güzellemeyi insan sevdiğine yapmaz değer bil lin pesto... evet ben de çok mühim biriyim ya ehuhe.


sadece şu resime bile bakarak projenin ne kadar ilginç olduğunu derleyebilirsiniz. aslında keşfedilebilirliği yüksek bir çok detay var. 


her neyse güzellememe şununla devam edeyim. bilen bilir archie hicox diye bir adamım var soysuzlar çetesinde. bu adama hayat veren kişi michael fassbender adındaki sevdiğim bir abimiz. şimdi bu lin pesto hanım bir röportajında, bu adamın filmini çok sevdiğini söylüyorsa otomatikman kanım ısınıyor. 

Sanırım eşleştiremem ama genel olarak Sevgili Pestocuğum bana Michael Fassbender’ın oynadığı “Frank” filmini hatırlatıyor. Birkaç sene önce izlemiştim ama herhalde en sevdiğim filmlerden biri.

yahu sen bana synth dinletmeyi öğrettin, sana ben daha ne diyeyim. yani dünya yuvarlaksa sebebi senin şarkıların falan mı diyeyim. diyemiyorum o sırada aklıma bir şarkısı geliyor onu söylemeye başlıyorum. neyse abartmayalım ama her gün dinlediğim şeyler bu ablamızın şarkıları.

mesela hanımefendiyle kütüklerimiz aynı. ben de bir çorum viraliyim. hatta kendisi gibi böyle değişik isimlerle bir şeyler yapmak istiyorum ama yapa yapa 3 okuyuculu bir blog yazıyorum. napalım bu da böyle bir bakış açısı. yoksa biz de bilirdik cover yapmayı ama değil 82 bin, bu blogu okuyan üç kişi bile beğenmezdi ama neysem.

şimdi mesela bu kadının şöyle bir huyu var. her röportajında kendini pesto olarak mutlu gördüğünü normal hayatını beğenmediğini falan söylüyor. yani ben öyle anladım. birisi çıkıp da "yav kardeşim ne anlatıyon, duydun mu?" falan derse ehuhehe dememek için biraz r yapmam şart oldu. ama yani ben öyle anlıyorum. ama ben bu kişi ile farklı düşünmüyorum. farklı düşüneceğim falan sandını dimi? yok, aslında bunları üreten yine kendisi, pesto falan paralel evrenlere sıkışmış bir lol karakterinden ibaret. ama bu durum şuna benzetiliyor. kendi hayatındaki başarısızlıkları insanı o kadar tetiklerki, yeni yarattığı bir şeyin yani sıfır başarısızlıkla yeni oluşturulmuş bir şeyin, güzel şeyler yapması insanı nirvanaya ulaştırıyo. bu da bu düşüncesin sebebi sanırım. siz ne anlarsınız hayatı muazzam insanlar

yav bir de şu röportaj tayfa neden kadını "on sovdoğon groplor" diye zorlayıp durmuş anlamadım. sonuçta bir şeyler oluşturmuş sunmuş. hep dahasını istiyor bu millet. kızcağız söyleyecek de neleri sevdiğini onları da keşfedip dahasını da isteceksiniz dimi? pü yazıklar olsun insanlığa.

ben şahsen kendisinin sevdiği grupları, müzisyenleri değil kendisinin şarkılarını merak ediyorum. atıp tutuyor akustik falan yapıcaz bir şeyler diye de.. daha göremedik.

ama zeki bir kız olduğu belli.

 Midi klavyede kendi başıma bir şeyler denerken, birleştirirken bunlar ortaya çıktı ve hoşuma gitti. Dedim ki “iyi tamam, böyle devam edeyim”.

rahatlığa bakar mısın? düşünsene dünyayı yerinden oynatacak bir şey icat ediyorsun ve sonrasında; "iyi tamam oldu böyle takılayım az daha." diyorsun. bu zekiliği benden başkasından beklemezdim ama lin pesto burada da şaşırttı beni.

şimdi diceksiniz ki, ya anlatıyon bir şeyler de hani şarkıları nerde? sene olmuş 2068 benim bu yazıya koymamla mı keşfetceksiniz sanatçıyı. neyse koyam bir iki tane de youtube 3 izlenme kazansın;


al işte, lin pesto olmasa ben kesin açar dinlerdim ebru gündeş. aslında her şarkının sözleri güzel de, dediğim gibi kurgusunu yapabilmek iş..



bunu da bazıları beğenmemiş. hele hele.. kızcağız kurgu murgu bir şeyler yapmış belki harcama bile yapmış. birileri de diyo; "osko torzon doho gozooool" aynen kız hiç yenilikçi olmasın kardeşim hatta aynı şarkıyı her hafta paylaşsın.



bir de video açıklamaları çok popüler ya. bayılıyorum bu tarza kesinlikle dış mihraklar bozmasın bu mutluluğu...

bir de haykıracak nefesim vardı. onu da geçen yazıların birinde paylaştım sanırım. paylaşmadıysam da burası onedio içerik listesi değil şarkıları çakıp, iki kelimeyle hit kasayım. ayıp ayıp...

bu arada haykıracak nefesimi connected2 adındaki günah çukurunda değişik kişilere karaoeke atıp yolluyorum. karaokeyi yazış stilimden bu işteki başarımı da tahmin edersiniz herhalde..

insanlar bu hanımı lana del reye benzetmiş ama ben daha çok princess chelsea'ye benzettim. tabii anca popüler kişilere benzedersiniz. siz busunuz abi. 

her şarkısına da, "ooo princess chelsea gelmiş" yazmaya devam edeceğim. kronik fan olmak bunu gerektirir. 

lin pesto hanımın ben iyi yerlere geleceğine inanıyorum ama gelince bozmaz umarım. şurda bir iki türkçe şarkı dinleyebiliyoruz yapma allasen bozma mutluluğumuzu. 

Ben zaten kendi kendime yaptığım besteleri zamanında Youtube’a, Soundcloud’a yükledim ama kimse dinlemedi. 
yazıklar olsun o insanlara. bana atsan sabahlara kadar dinlerdim. valla yüklesin de bir kendimize gelelim. yap şovunu lin pesto.. alem sanatçı görsün. en son sanatçı dediğim kaan boşnak vevoyla klip çekip para kasıyo artık bu dram beni üzüyor. kaan da fena kelleşmiş ya.. hayat işte insanı ordan burdan vuruyor.

bir de bu ablamınızın twitterdan gifle cevap verme huyu var. biz yazsak yallah köyüne der. mesela bu yazıyı yollicam ona inş okur. okusun da mutlu olam değil mi? yok la olmam o kadar da mesela 10 kilo versem daha mutlu olurdum. veya hemen ölsem.. ehuhehe bu yazıda bile dram kasıyorum. çünkü harika bir detayım.

bu hanımefendi ile alakalı jakuzi hayranlığı, internette kullandığı videolar bitince şaşkınlığa uğrayacağı ve muazzam bir ses olduğu da eklenecek diğer şeyler sanırım.

ben çok sevdim umarım siz de seversiniz. artık yeni şarkı atsın da benim diğer intihar bloglarına ara şarkı diye ekler şirin gözükürüm.

seviliyorsun lin pesto 



4 Aralık 2017 Pazartesi

sanki cismim bin ışık yılı sonsuzluğuna eş

buraya ne yazarsam yazayım bir anlamı olmayacak. mesela şu an aklımdan geçen, kafamın içinde yedi yüz milyon kez tekrar ettiğim şeyleri yazıyım ve onları unutmayayım. çünkü bunlar önemli şeyler olabilir veya olmayabilir. bunların cevaplarını bilecek kapasite sahibi olduğumu düşünmüyorum. çünkü kapasite sahibi olmak bana göre değil. yıllar evvel bıraktım ben o işi. çünkü aşama aşama büyüyen bir beklenti furyası bu. sen başardıkça devamı gelsin ister o kocaman bedeninin en tepesinde hüküm süren beyninin içinde, ufacık bir hücre. çünkü böyle olmalıdır senin mekaniğin hücrelerin ister sen yaparsın. onlara hükmetmen demek ne bileyim göktaşı parçalamak gibi bir şeydir. imkansız değildir yani ama zordur. zor olan şeyleri de herkes başaramaz. düşünsenize zor olan şeyleri herkes başarıyor. e o zaman dünyada biz ne yapmaya geldik. herkes her şeyi başarırsa benim ne anlamım kalıyor. böyle olduğunu düşündüğüm için kendimi ezikleme ihtiyacı duymuyorum. belki ben de o iyi zekalı kişilerin getirdiği yararı, zararla indirgemek için gelen denge unsuru bir birey olabilir miyim? bence olamam çünkü bu saçma olabilir. yani saçmalıktan kastım, neden ben olayım ki o birey? ne özelliğim varmış. mesela çok hızlı yemek yiyebilirim. internette bir dakikada şu kadar şey yedi falan videolar görüyorsunuz ya ben onlara gülüp geçiyorum. o konuda dünya rekoru kırabilirim sanırım. evet bunu marifet gibi anlatmam da cabası oldu. çünkü ben buyumdur, övünecek saçma sapan şeyler bulabilirim. bu da benim dünyada var olma amacımı açıklıyor gibi. açıkçası ben anlamadım siz anladınız mı? anladıysanız da bana söylemeyin. çünkü filmin sonunu bilirsem bir anlamı kalmazdı. bence siz de anlamadınız, çünkü bu zor bir soru olurdu. soruların zorluğu beni cezbeder ama bu matematiksel bir şey olmamalı. daha çok mantıksal, düşünme gerektiren şeyler olmalı ki tadı çıksın. yani sayısal bir şeyler verirsen böyle bön bön bakarım bir anlamı da kalmaz. yani aslında öğrensem nasıl yapacağımı yaparım da, o bir kaç dakika mı desem bir kaç saat mi desem, bön bön bakma süresi beni pek mutlu edecek bir ayrıntıya benzemiyor. ayrıntılar insanı bambaşka galaksilere sürükler bence. düşünsenize muazzam bir güne başlıyorsunuz, kafanızın içinde yedi yüz milyon ayrıntı var. oha benim de az önce öyle bir sıkıntım vardı. herhalde bu kadar şey yazdığıma göre illa bahsetmişimdir. şimdi kim okuyacak o kadar yazıyı. işin yoksa oku falan oho. bir ton iş, acaba bahsettim mi? umarım bahsetmişimdir çünkü bu kadar boş muhabbet yapan birisi değilim. aslında nereden bileceksiniz ki, biriniz de karşısına alıp, kardeşim gel boş muhabbet yap demedi ki. hatta en önemli söyleyeceklerimi bile umursamıyorsunuz. sanki ben konuşurken kafanızın içinde blah blah blah falan dönüyor bir şeyler. sanki ben etkisiz elemanmışım da. oho siz şaşırmışsınız. ben aslında gayet bilgili bir insanım. anlatsam şaşırırsınız. ki az önce de şaşırmıştınız. neden bu kadar şaşırma ihtiyacı hissediyorsunuz? bu kozmik bir oyun mu yoksa? beni bu kadar yormanın cezası hakkında herhangi bir hissiyatım yok. sanırım başınıza bir nane gelmez. sonuçta mevzu bahis benim. aman sallayın bana. keza benden tiksinen, uğraşan biri de yok. hiç kimsenin radarında değilim. aman ya nedir sizden çektiğim. yav bu konu nasıl dönüp dolaşıp bana geliyor anlamış değilim. herhalde kendi blogum olduğu için böyle bir hissiyata kapıldım. blogum da maşallah süper bir şey oldu. üç dört kişi giriyo çıkıyo haftada. iyice çöplüğe döndü burası. artık kaliteli yazılar falan paylaşayım. neyse ben sigarayı bırakcam ya. neyse umarım bir şeylerler aktarabilmişimdir. aktarmadıysam da gelin bana hakaret edin. kafamda bir şeyler vardı da ne vardı acaba. yazıyı yazarken unutuverdim. abi harika bir terapi ya.. başlarken biraz keyifsizdim şimdi keyfim yerine geldi. bir de ne yazacağımı biraz düşünerek yazsam neler çıkacak ortaya. bundan sonra blogger aleminde benim ismimi anlatacaksınız herkese. dört okuyucusuna boş muhabbet yapan blogger diye. neyse hayat gerçekten zor. alın size bir şarkı 


30 Kasım 2017 Perşembe

mutluluğun formulü

mer mer mer haba arkadaşlar ben sevilmeyen blogger. uzun bir aradan sonra sizlerle birlikteyim. burada olmadığım sürede, insan ilişkilerine karşı olumlu ve yaşama sevinci olan bir grup tarafından katledildim. katillerim hala dışarıda...

keyifler nasıl? benim valla düşük biraz.. vizelerim pek de iyi gelmedi. böyle durumlarda kendimi soysuzlar çetesi filmindeki daniel brühl gibi hissediyorum. bu tarz durumlarda soğukkanlılığımı korumak zorundayım. bu mesafeden aynı frederick zoller gibiyimdir.

bu dünya bana pek bir şey kanıtlamıyor. finansal kriz harici ilgi çekici bir olayım yok. kafkaokur dergisi alarak yaşamımı sürdürmeyi planlıyorum. hayat gerçekten benim için zor durumlara gebe kalıyor. bu üzücü bir şey.

uzun süredir dediğim gibi içimde hiç bir şeye karşı en ufak his yok. bunu katıldığım canlı yayınlarda da dile getiriyorum. bu aralar lol oynamaya sardım. yakında ondan da sıkılmaya başlayacağım. vakti doldururken yılların nasıl akıp gittiğini bilemiyorsun.

ne demiş florence welch; "pure feeling..."

bu arada florence welch'i ne kadar çok sevdiğimi söylemiş miydim. sanırım kendime onu hedef olarak koymalıyım. ortamlarda "ağbi zaten imkansızdı" diyip geçiştiririm kim bilecek.

kilo aldığımı hissediyorum. bu iyi değil.

aklıma lisede fütursuzca yürüyüp, iki sene sonra; "aramızda ne yaşanırsa yaşansın doğum günün kutlu olsun." minvalinde mesaj atıp, "aramızda bir şey yaşanmadı." minvalinde cevap aldığım kız geldi. sanırım üzülmek için bir başka sebep daha buldum.

işte bak ileride bunu unutursam kendime hatırlatmış oldum. böyle de değişik huylarım varmış eskiden. keşke yeni şeyleri de ekleyip hatıra defterimi beş katına çıkarabilseydim.

herhangi birisi için zerre değerin olmadığını anladığın an hayat sana otomatik bir kapı açıyor. tam geçeceğin sırada üstüne kapanıyor.

başlık hoşunuza gitti değil mi? böyle zekiliklerim vardır. okuyucularımı böyle başlıklarla kandırıp duygularıyla oynarım.

ne demiş florence welch; "never let me go"

bundan sonra her yazıya bir florence welch şarkısı bırakacağım. sevdim bu işi. kadın bir meta yahu.

ezberimde kalan bir çizgi film repliği ekleyeyim bir de;

"yetenek etkin; şeytan büyücüsü. wormquake gerçek savaşçının kim olduğunu gösterebilmem için bana gücünü ver."

uzun zaman önce evde kendi kendime taklit yapardım. hey gidi günler biraz can yakıcı olabiliyorsun.


bu kadına da boş zamanlarımda hasta oluyorum.


instagramda perşembe günü olmadığı ayrıca fotoğrafında eski olmadığı zamanlarda; "#tbt" yazan tipleri görünce sinir krizleri geçiriyorum. adam selfie çekilmiş çarşamba günü tbt diye yayınlıyor. bre cahiller bu etiketin bir hikayesi anlamı var. ben instagrama foto bile atmıyorum. herkesi kınamaya devam ediyorum.

hafife alma aşk vurur insana...

hee çok vurur. aşk bence bir ilüzyondur. biz öyle olduğunu zannederiz.

yine aşk profesörü döktürüyor tabi. kıskandınız değil mi? böyle zekiliklerim vardır. her neyse uzattıkça saçmalıyorum sanırım. ama bir daha ne zaman yazı atarım bilmediğim için uzatmaya çalışıyorum. şu an yazma modundayım. o yüzden kıymetini bilin.

telefonda kız numarası bile kayıtlı değil siz bana sapık diyorsunuz. yine dellendim.

şey değil mi bu? o çok sevdiğiniz filmdeki yan karakter. sonra gugıldan ismini aratıp eski projelerine bakarsınız. adamın başka hiç bir numarası yoktur. sonra üzülürsünüz. işte hayatım böyle o yüzden pek de bir şey beklemeyin.

bugün hangi kişiliğimi giydim üzerime bilmiyorum cidden. birazdan da uyuyacağım zaten. çoğu gün olduğu gibi 30 kasım 17 nin başları da üzücü geçiyor. ileride umarım kurtulmuş olurum.

sevgiler

15 Kasım 2017 Çarşamba

iki yaşındayız

Merhaba sevgili blog sakinleri...

Ben sorunları olan blogger. Nasılsınız bakalım? Valla ben gayet pozitifim, vizelerim var...

İlk ikisine pek bakmadığım için kötü geçti ama üçüncüsüne çalışıyorum. Böyle durumlarda kendimi Taxi Driver filmindeki Travis Bickle gibi hissediyorum. Böyle otantik duygu değişimlerim vardır.

Veee beklemediğiniz şey yaşandı ve bu blog artık iki yaşında. İlk başlarken daha önceki deneyimlerimi varsayarak bu sitenin o kadar uzun ömürlü olmayacağını düşünüyordum. Ancak hayat bana öyle bir çiçek açtı ki tam iki seneyi doldurduk. Bu zorlu süreçte beni yalnız bırakan hepinize üzüntülerimi yolluyorum.

2 sene içinde veyahut son 1 sene içinde değişen bir şey olmadı. Hala daha tutarsız iletişm sinyalleri veriyorum. Hatta yakın zamanda buradan uzaklaşıp bir dağ evinden megafonla yemek sipariş edeceğim. Böyle harika huylarım olduğunu bilen bilir.

Bugüne kadar bu blogu okuyan 67.489 kişiye teşekkür ederim. Dile kolay gelse de bu kadar insanın sizin yazdıklarını okuma ihtimali bile sizi çıldırtabilir. Hadi 17 bini bot olsun, 25 bini ana sayfaya girip çıksın, 15 bin de ilk yazıda gitsin, 10 bin de ikinci yazıda, 4500 de üçüncü yazıda... böyle böyle kalan son 2 kişiye teşekkürlerimi sunuyorum. Her gün bu siteye girerek beni adeta nirvanaya ulaştırdınız.

Bu blog ne yazık ki ben yaşadığım sürece devam edecek gibi görünüyor. Büyük acılarımız, üzüntülerimiz.. bunların bir önemi yok zaten hayat bizi çiçek gibi koparacak o yüzden eğlenmeye bakalım.

Umarım serüvenin üçüncü bölümünde artık bazı eksik cevaplarımı da bulup, yoluma daha marjinal devam ederim. Çünkü bu şekilde topluma verecek en güzel cevapları bulabiliyorsunuz. İnsanlar sizi onaylamasa da siz kendinizin bir onay kutucuğundan çok bambaşka bir galaksi olduğunuzu keşfedebiliyorsunuz. Tüm bu zorluklarla baş edebiliyorsunuz.

Ne diyim sakın saçmalamayın. Yolunuza devam edin...

Tek istediğim biraz içimi dökmekti, evet kabul ediyorum neredeyse tüm blog reklamı yapan yerlere blogumu reklam ederek okuyucu çekmeye çalıştım ama beni suçlamayın.Ya da suçlayın ya ben yazıyorum sadece kimseye zararım yok. Beni böyle üzerseniz daha çok yazarım.

Son olarak yeni yayın döneminde sürpriz içeriklerle karşınızda olacağım. Tabi hemen de inandınız alt tarafı anlamsız bir blogum nasıl bir sürpriz yapabilirim. En fazla şiir miir atarım fazlasını beklemeyin. Şimdilik bu kadar hepinize sevgiler...




13 Kasım 2017 Pazartesi

arkadaşa mektup

arkadaşa mektup
çok sevdiğim bir arkadaşıma attığım doğum günü mesajını buraya atasım geldi.. ileride hatırlamak istediğim cümlelerde bugün...

Merhaba, yine bir doğum gününde birlikteyiz. Geçen sene dediğim gibi yine sana bugün mesaj atıyorum. 
Öncelikle doğum gününü en içten dileklerimle kutlar, hayatında yeni ufuklar dilerim. 
Umarım yeni yaşında, üzüntülerden çok mutlululuklar yanında olur. 
Son konuşmamızdan, yani sana son mesaj attığım süre üzerinden bir yıl geçti. 
Bu bir yıl içerisinde benim hayatımın nasıl gittiği, neler hissettiğimi veyahut ne durumda olduğumu pek merak ettiğini düşünmüyorum.
Ancak gerçekten seni özlediğim zamanlar oluyor. Yıllar bana şunu öğretti, her insanla rahat rahat konuşamazsın. 
Belki sen beni çok ciddiyetle dinlemiyordun. Ancak ben seninle bir şey paylaştığım zaman mutlu hissediyordum. 
Açıkçası, senden sonra herhangi bir paylaşımda bulunduğum hiç kimse bana aynı duyguyu yaşatmadı. 
Neyse ki, bana o güzel günleri yaşattın. Arkadaşlığını gösterdin. Bunun için gerçekten sana minnettarım. 
Klişe olacak ancak bir insanın değerini kaybettiğinde anlıyorsun. Ben seni kaybettiğimi düşünmüyorum. 
Anılarımız hala aklımda, bazı günler sadece geçmişi düşünürek gülümsediğim oluyor. 
Şu an hayatım hakkında "iyi" kelimesini kullanmazdım, ancak "felaket" kelimesini de kullanmazdım. 
Bir şekilde ilerliyoruz, sorun yok gibi bir şeyler. 
Sanırım artık kızlardan hoşlanıp ret cevapları almıyorum. En son bir kızdan hoşlanmıştım 8 ay falan oldu. 
Kız benimle tanıştıktan sonra; "Bana bunu mu layık gördünüz?" demiş. İnanabiliyor musun? Artık bu hallere düşmüşüm. 
Açıkçası bunu biraz kilo almama ve artık eskisi kadar neşeli davranmama bağlıyorum. Bu konu yüzünden biraz depresif günler yaşadım.
Ancak belirli bir süreç sonrasında, daha olgunlaştırdı beni. Bakış açımın ne kadar değiştiğini tahmin edemezsin. 
Duygusal ilişkileri bir süreliğine kenara bırakmış gibiyim, ya da soğumuş gibiyim. Bilmiyorum...
Onun dışında, IMDB 250 listesini bitirmek üzereyim. Gerçekten çok kaliteli filmler izledim. Daha evvel izleyip seninle paylaşmak isterdim.
Artık karşında 500 film barajını aşmak üzere olan birisi var. Keşke bu kadar geç kalmasaydım diyorum. 
Ama bir taraftan da, vaktimi böyle değerlendirebilmek hoşuma gidiyor. Tarantino filmlerine bayılmış durumdayım.
Tabii ki, senden öğrendiğim Wes Anderson filmleri kadar etkilenemedim. Galiba o filmler ömrümün sonuna kadar zirvede kalacak. 
Yeterince benden bahsettim sanırım. Umarım iyisindir sen. Twit falan da atmıyorsun zaten. Nasıl hissettiğin hakkında bir fikrim yok.
Bunun için beyninin içine falan girmeliyim. Sen biraz anlatmayı sevmezsin. Ancak bence iyisindir. Yani öyle olmalısın. Üzülmeni istemezdim.
Umarım bana böyle bir mesaj için kızmıyorsundur. Sadece sana çok değer verdiğimi gösterme biçimim böyle. Seneye de aynı şekilde bir özet geçeceğim. 
Yani, geçen seneki mesajım telefon değiştiğim için kayboldu gitti. Ama değiştirene kadar saklamıştım. Aslında o kadar net hatırlamıyorum.
Belki bu sene daha olgunca şeyler yazmışımdır. Bunun yargısını seneye yaparım. Yani sen dursan bile dünya dönmeye devam edecek.
O yüzden eğlenmene bak. Sen kendini nasıl eğlendireceğini biliyorsundur. Bunun için sana akıl verecek yetide birisi değilim. 
Ancak zamanı geriye alsaydık seni güldürmenin yollarını bulurdum. Çok uzattığımı mı düşünüyorsun. Bence hayır..
365 gün beklenilen bir şey için bence bu uzatmak değil. Tabii ki, senin açından demiyorum ancak tarafsız birisi olsaydı şöyle derdi;
"Neden bu kadar süre bekliyorsun ki? İstediğin zaman yazabilirsin." Evet istediğim zaman yazabilirim, ancak bu konuşma başlatmak için yapılan bir şey olurdu.
Benim derdim seninle konuşmak değil, sadece iyi dileklerimi sunabilmek. Bence böylesi daha iyi. Cevap yazmana gerek olmadığını söylememe gerek yok sanırım. 
Tabii geçen sene görüldü gelmemişti mesajıma, umarım son görülmeyi kapattığın içindir bu. Yoksa benim mesajlarımı okumuyorsan bu kırıcı olurdu.
Benim için bile...İnan bana sana kötülük verebilecek son insanlardan biriyim. Bu tarz düşüncelere sahip olsaydım, zaten bunu önceden anlardın. 
Bu şey gibi, dur sana izlediğim filmlerden örnek veriyim ki ne kadar kültürlendiğimi anla.. David Fincher filmlerindeki Brad Pitt gibi. Ya da Tarantino'daki Christopher Waltz...
Yani birbirinden kopamayan iki şey gibi. Tabii mesela sen ve ben olunca ikimizden biri büyük ihtimalle sen, diğerine o kadar bayılıyor gibi gözükmüyor. 
Verdiğim örneklerde bu durum sanırım oyuncuların yönetmenlere bağlanmaması gibi oldu. Sonuçta Waltz Oscarları alıp "The Hateful Eight" de ortadan kaybolmuş.
Ancak ben Soysuzlar'daki Archie Hicox yani Micheal Fassbender'e bayıldım. Muazzam oynamış değil mi? Her neyse bunu okumuşssan beni mutlu etmişsin demektir.
Gerisinin bir önemi yok. En azından bir sene daha... Seneye sana güzel şeylerden bahsedebilmek ümidi ile. Kendine bir veya iki kere değil, mümkünse sürekli iyi bak.
Tekrardan yeni yaşını kutlarım. Umarım güzel bir yıl seninle olur. Ben kötü birisi değilim umarım bunu biliyorsundur. 
Hoşçakal iyi seneler... (Not : Bu Alonso yine kanser etti beni.)

sanırım mesajımı okumadan sildi.. olsundu benim için önemli şeyleri yapmazsam yaşayamam

sevgiler...