21 Nisan 2018 Cumartesi

düşününce çok güzel

mer mer mer mer mer haba arkadaşlar internet aleminin en tutarlı olayına yine yine yine hoş geldiniz. görüşmeyeli nasılsınız bakalım? ben iyiyim çünkü vizelerim bitti falan harika duygular içindeyim. dünyanın en güzel olaylarından birisinin vizelerin bitmesi olduğunu işaret edebilirim.

böyle durumlarda kendimi get a job filmindeki "skeezy d" gibi hissediyorum. çok kral adamdır buradan kendisini anıyoruz....

valla cidden vizelerim bitti. yani abi o kadar rahatladım ki, bir ara her ertesi gün vize olmasının verdiği bir üzüntü vardı...

bu arada söylemiş miydim? Florence + Machine, yani kraliçemin olduğu grup albüm çıkartıyor. dünyanın en güzel haberlerinden birisi bu olsa gerek. 2015 yılından beri biz albüm bekliyorduk ve olanlar oldu. dağa taşa "high as hope" yazacağız... üst üste iyi olayların olması beni mutlu ediyor. hatta berbat geçti dediğim vizeden hatrı sayılır bir not aldım diye daha da sevinmiş bir haldeyim....

buraya yazmayarak totem yaptığım bir başka müthişli olayım daha var. eğer gerçekleşirse inanılmaz mutlu olacağım. 

high as hope...

sonracığıma, lin pestocuğum da şarkı çıkartmış. üstüne bir de özge ertal adındaki prenses de bir şarkı çıkarsa tarihin en iyi haftası falan olabilirmiş. ancak yine de üst sıralarda yer alacak bir etki bırakmış.


bazı zamanlar hayatın beni delirtmeye yönelik iksirini içtiğimi düşünsem de aslında her şeyi yaşıyoruz ve bitiyormuş gibi..

otobüs kuyruğunda, kızlara yavşayan saçı uzun lavuk seni unutmadım. inanılmaz sinir bozucu şekilde sıradaki 7-8 kıza ağzını yaya yaya sulandı herif, sırada da önüme geçti. böyleleri yok edilmeli abi. 

çok sevdiğim bir arkadaşım, eskiden kendisinde iz bırakan ancak şu an kendisiyle görüşmek istemeyen kızı stalklamak için, "mersin kütüphane, mersin edebiyat, mersin hayvancılık ( bundaki amacı hayvan hakları vs. imiş ama adını bu koymuş herhalde bunda yarılmıştım.) gibi insta sayfaları açıp takip etmiş. sonracığıma okuduğu bölüm olan; "ankara sosyoloji kulübü" diye sayfalar daha açmış. kız bu sayfanın isteğini kabul etmiş ancak bütün takipçileri arapça yazdığı için çıkarmış sonra sanırım. anlattığında kahkaha atmıştım. buraya yazarken yine kahkaha atıyorum ama siz gülmüyorsunuz. olsun unutmamak için yazdım buraya da muazzam olay ya. ben de "ankara hukuk kulübü" falan diye açardım ama bizim dostumuz bizi unfollow etmedi allahtan. 

florence albüm çıkarıcak demiş miydim? demiştim bence ama abi 11 şarkı var işin ucunda çıldırmamak elde değil. 

hayatımın son zamanlardaki en rehavet dönemini yaşıyorum. bozulmasa güzel olur. bozulursa da alışkınım yani hayırdır kardeşim biz mutluluk masallarına kanmayı bıraktık. 

rüzgar benim yönümde eserse amenna.....

uzun zamandır uyku düzenim 12-8 idi ama bugün yine saat 3 ü bulduk... nasıl düzelticez kim bilir. düzeltiriz ya nolcak abi kırk yılın başı bişiler doğru gidiyor. hep bu uykuyu düzene sokmamla başladı. abi buldum ben formülü ya. 

youtube'dan muhteşem yüzyıl videolarına niye sardıysam. her gün şehzade mustafa'nın acıklı bakışlarını izliyorum. ah be kral niye isyan edersin ki. kösemde de dördüncü muradın kötü ölümüne üzülüyom. tarihsel merakım görselleşince biraz üzülüyormuşum. neyse ki gelecekten umudum var dermişim. seçim meçim diyolar yine ülke için moraller bozuk. 

bu blogta siyaset yapmamı beklemiyorsunuz değil mi? okuduğum bölüm siyasetle alakalı olabilir ama o kadar da delirmedik be kardeşim liberal de geç...

neyse ne fazla uzattım bugün.

sevgileeer xd

16 Nisan 2018 Pazartesi

bir şekilde, bir yerde, bir zaman....

merhaba arkadaşlar, ben internet alemnini en eğlenceli, en neoliberal, en samimi, en riyakar, en mülteci bloggerı.... nasılsınız bakalım ? ben iyiyim yani iyiyim gibi, iyi yani....

yarın vize var iki tane.. uyumamaya çalışıyorum da biraz. ondan yazı atayım dedim bari. yoksa 1 ay falan kaçırıyorum önceki gibi eheeheh -1 olan okuyucu sayım -2'ye düşmüştür bu hamlemle... her şey gibi bu blog da altın çağlarını yaşadı ve artık gerileme devrine girdi. yakında iroş da gemiyi terk edecek.. olsundu bunlar yazmamak için sebepler değil. tek sebep üşenmem sanırım.

bazen şunu anlayamıyorum sevgili blog. herkes dertlerini o kadar abartıyor ki halime şükrettiğim oluyor. birisi size dünyanın en bitik insanı olduğunu söylüyor ve bir bakıyorsunuz aslında öyle değil. sonra aklınıza şüpheler geliyor. e zaten biz insanlar kendi dertlerimizin bile boyutunu bilmiyoruz, başkalarına nasıl bir faydamız olsun ki.. ah ah bir zamanlar oysa ki farklıymış her şey diye avutuyorum kendimi ve devam ediyorum. halbuki farklı da olmayabilir :))

böyle insanların ağzından çıkan hiç bir şeye inanmıyormuş gibi bir tavra kapıldım... bunlar üzücü şeyler de olsa uzun vadede rahatlatıcı şeyler... iyi haberlerim var köklü değişiklikler yapıyorum beyin olarak bu sefer hazırım. ready for fight yani üstadım.


son zamanlarda en keyif aldığım şarkı olabilir. nena ablam harika bir eser yapmış ya seviyoruz...

sözleri baya anlamlı bir şarkı ama duygulara inanmadığım için bir anlam ifade etmiyor. yoksa güzel yazmış cidden. evet şimdi tüm kainat benim duygulara inancımın geri gelmesi için ellerimizi havaya kaldırıyorum. eminim ki toplu ayinler halinde umrunuzda olmuştur.. bir garibim bu aralar. ama huzurluyum, sanki yalnız kalmak falan filan güzel şeyler gibi gelmeye başladı. hayırdır bir sıkıntı mı var içimde...

geçen sene geçtiğim dersi bu sene alttan aldım ki, ortalamam yükselsin diye... devamsızlık şeyim yok diye de hiç uğramadım. gelgelelim yaşadığım soruna bak. meğersem sunum yapmamız gerekiyormuş ona göre puan da ekleniyormuş. sayın akademisyenime mesaj attım ben de tabi; "birini bul sunum yap" dedi. gerçekten bu inanılmaz tavsiye sonrası elim kolum bağlanmış durumda :d alt sınıfı geçtim kendi sınıfımdan bile çoğu insanı tanımadığım bir ortamda nasıl alt sınıftan beraber sunum yapacağım birini bulacağım ilginç bir deneyim olacak. yapmazsam da geçtiğim dersten kalıyorum. ah dünya nelere kadirsin. zekamla övünürken, beni yine soytarı ettin ya sana çok kırgınım.

sonracığıma, sempatik yaklaşan şeylerin kötü olduğuna karar verdim.

sonracığıma, beklemediğiniz insanlar gerçekten size büyük iyilikler yapabiliyor. cidden teşekkür ettim. 

alonsom bugün, vetteli falan geçti onun için de ayrı mutluyum. uzun uzun yıllardır reisin mücadelenin içinde göremiyorduk. bereket versin üç yarıştır bizi hop oturup hop kaldırıyor. bir de parmak çocuk avlayınca, çocukluk idolüm ile bir kez daha gurur duydum. seviliyorsun reis...

şu imla işini düzelteceğim diyorum hep, ancak bu yazının sonunda aklıma geliyor. şimdi kim silecek bu kadar şeyi de düzenleyecek. bu sefer de imlasız idare edeceksiniz. sevgili ben ve benim yaşlılığım. blogu okuma tarihim de belirledim... tam 15 Kasım 2025'de baştan aşağı okuyacağım.. bugüne kadar mümkün olduğunda az bakmaya çalıştım. yani şu an çoğu yazdığım şey aklımda değil. 2.5 yılı aştık kaldı geriye 7.5 yıl o da aşılır hocam o da...ya vallahi şu bloga güzel şeyler yazmak bir nasip olsun başka şey istemeyeceğim. ama dur bakalım yaz gelsin hele bakarsınız dilim değişir :))

"i love beyond the bones..." 

nedense şu repliği günde 34 defa söylemezsem içim rahat etmiyor. yapıştı kaldı üstüme anlamadım. nakaratıyla birlikte çığırıyorum birde.. etrafımdaki bir elin parmağı insan da şaşırıp kalıyor ne diyor bu diye.. siz anlamazsınız!

yeni ev arkadaşından çok memnunum. çoğu insanda olduğu gibi zamanla benden sıkılmazsa bu beni çok mutlu eder. tabi her iyi şeyin kötü yanları da vardır. bunu keşfetmemeyi diliyorum. 

insanları bazen ben de kırabiliyorum. özellikle nazımın geçtiği kişilere sinir yaptığım zaman kendime çok kızıyorum. bunu onlara da söylüyorum ama inandırıcı gelmiyor. sinir iyi bir şey değil. özellikle az sayıdaki sevdiklerinize yapıyor iseniz...

ve dünya dönecek. sen dönmesen bile.. hadi bana yarın başarılar 

sevgiler

8 Nisan 2018 Pazar

neler neler

merhaba arkadaşlar....

uzun zaman olmuş yazı atmayalı. kabul etmeliyim ki aklıma bile gelmedi. unutmuşum burayı......

tabi ki bu üzücü senaryo sizi nasıl da derinden etkilemiştir farkındayım. bütün kainat işi gücü bırakıp benim bloguma yazı atmama üzülüyordur.

Şimdi güneş yükseliyor ve ben körleşiyorum 
(Senin çağırmanı bekleyerek) 
Zamanı geçirmek için başka bir içki 
(Asla hayır diyemem) 
Çünkü özgür olacağım ve iyi olacağım 
(Senin çağırmanı bekleyerek) 
Çünkü özgür olacağım ve iyi olacağım 
(Belki bu gece değil) 

sizlerle olmadığım sürede hayatım tamamen aynıydı.. o yüzden anlatacak pek bir malzemem yok. fena halde zayıflamak istiyorum. ama ben bu isteğe sahip oldukça kilo alıyorum. gerçekten acınası bir durum. keşke zayıflayabilsem.. sanırım en büyük zaafım bu olabilir.

geçenlerde rüyamda çok önemli birini gördüm. zaten rüyalar dışında hayatımda iyi giden bir şey olmuyor. onlar da nadiren oluyor. genelde annemi görünce mutlu uyanırım. aslında tam mutlu uyanmam çünkü rüyamda her şey normal olur. o sabah kalktığınızda, her şeyin olup bittiğini anladığınız  o andaki burukluk hiç bir şeyde olamaz diye düşünüyorum. ancak gördüğüm kişi farklı biriydi. kasım aylarımın vazgeçilmez tutkusu birisiydi... şu zamanı geriye alabilsek gerçekten bir çok şeyi düzelteceğim de, sanırım imkansızlıklar çukurunu hiç sevemicem. neyse rüyamda o şahıs yani "arkadaş" diye tabir ettiğim kişi, benden bir konuda yardım istiyordu. yani abicim şu hayatta hiç bir şeye inancım, sadakatim, sevgim veyahut değerim kalmamış ancak o kişi ölmemi istese ölecek kadar kalbimde taşıyorum. ya bu aşk falan değil kesinlikle, inanılmaz bir saygım var. her neyse işte rüyamda öyle benden bir şey isteyince ve ben yerine getirmeye çalışınca falan efsane güzel olaydı. 

böyle koşuşturuyorum falan...sonra tabi sabah oldu uyandım. yine anladım rüya olduğunu dedim hemen; "böyle hayata sokim". rüyaları asla anlayamayacağım sanırım. hayat zaten bazı koşullarda insana pek bir şey vermiyor. üstüne üstlük rüyalarla böyle umutlandırıp utandırıyor. 


bu vizelerden de harbi nefret ediyorum. dünyanın en boş olayı ya... yap kardeşim konuşmalı sınav. al odaya ben anlatıyım kendimi sana....

bu aralar base42 youtube kanalına sardım. soğuk savaş diye bir serileri var o ayrı hoşuma gidiyor ama esas taptığım seri "şiddetli geçimsizlik".. böyle onlar saatlerce konuşsalar dinlermişim gibi geliyor. neyse ileride yüzümde bir tebessüm için buraya bırakayım..

"boğaç allah sabur versin kardeşim." 

böyle gereksiz falan...

neyse sonracığıma, bu kadın kişilerine ısınır gibi olmuştum ya. hemencecik soğudum allahıma bin şükürler olsun. bir an dedim yine mi batıyoruz. e ben bu gemiyi batsın diye mi inşa ettim. anlayacağınız yine yırttık. yok abi ne aşk meşk hoşlanmak bunlar katiyen yalan şeyler. evlerden uzak. 

c2'de geçen şey gördüm.."sapyoseksüel...linkle gel." yani afedersiniz de böyle şerrrrefsizlik de olmaz ki. allah belanızı verecek he en sonunda. sapyoseksüelin anlamını ben daha yeni keşfettim. millet maskara yapmış. abi harika anlamı var aslında yani tam benim gibi entel zeki insanlar için kullanılan bir kalıp iken :) :) :) yani anlıyorsunuz değil mi baya zekiyimdir. arsızlık ya :))) her neyse işte zeka önemli demeye getiriyorsun sapyoseksüel diyince. yok anam illa o tipi görücen değilsen yallahlican. 

neyse sinirlenmiyorum. 

bu aralar daha pozitifim her konuda. alonso reisin aracı falan hızlandı, artık böyle izliyoruz mücadele falan veriyor deliriyorum evden. ulan buradan büyük yemin podyum yaparsa 30 kilo verene kadar açlık grevi.. eminim benim kilo vermem de çok çok umrunuzda olmuştur da neyse :d

kedileri seviyorum.

sevgiler

2 Mart 2018 Cuma

üç sene sanki çok kolay


merhaba arkadaşlar bugün öyle esprili bir yazı atmak istemiyorum. gerçi esprilerim komik mi bundan bile haberdar değilim. kendi mizahımda bir şeyler yazmaya çalışıyorum. ne derece güzel oluyor kim bilir? her neyse bahsetmek istediğim şey daha bireysel..

tarihler 1 mart 2015'i gösteriyordu. saatin de 22:25 olduğunu anımsıyorum. bazen gittiğimiz yolların bakımlı ve düzenli hallerinden, artık eskimiş şekline çevrildiğini görürüz. bazen yolun sonuna da geldiğimiz olur. ben o gün hangi yolda olduğumu inanın bilmiyorum.

acıyı, hüzünü, seni yıkan şeyi sürekli hatırlamak iyi bir şey değildir. onunla yaşamayı öğrenmediğini gösterir bu. ben öğrendim. sanki öncesinde çok içerisinde olduğum bir durummuş ki, sonrasındaki başarımla övünüyorum... ironinin böylesi.

hayatım boyunca bir sürü hata yaptım. ve bu hataların belki geri dönüşleri asla olmayacak. hatta ömrümden bazı güzel şeyleri çalan hatalar da olmuş olabilir. ancak sevgili blog, ben hangi hatamı düzeltmek isterdim biliyor musun? annemin hastalığını ciddiye almayı. sadece bir an ciddiye alabilseydim belki bugün bambaşka bir ruh halinde olacaktım. olmadı. annemin öldüğü gün oluşturduğum ciddiyetin ne bana ne de anneme bir faydası oldu.

hani derler ya, ölürken hayat bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçer diye. bendeyse annemin öldüğünü duyduğum ilk saniye geçmeye başladı. baştan sona tüm süreç hem de. o an bir tokat gibi vuruyor yaptığın hatalar. yaptığın umursamazlıklar, boşvermişlikler, kaçınmalar hepsi tek tek suratına vuruyor. o kadar çok keşke diyecek şey birikiyor ki, aniden onları taşıyamadığını fark ediyorsun. sanırım kendimi yere atma sebebim buydu.

ben ne yapmıştım ki, kendimi yere atmıştım? ne emeğim geçmişti? cidden ne katkım olmuştu bu  hastalık sürecinde? ben size söyleyeyim, kocaman bir sıfır. bir dram filminde, final sahnesine kadar hiç bir şeye üzülmeyip son sahnede kendini salmak adil bir şey değil. annem, belkide onun yanında olduğumu hissedemedi bile. bu ne kadar acı bir eksiklik biliyor musunuz? evet sevgili blog ben bunları artık çok sık düşünmüyorum. belki bazı zamanlar unuttuğum bile oluyor. ama bugün, her şeyi bittiği bugün. bunu kendime hatırlatarak cezalandırmak zorundayım.

o kadar çok hissediyorum ki eksikliğini.. o kadar çok boş bir yerim. yerine birin koymayı düşünüyorsun. ancak sana hayat o kapıyı açmıyor. çünkü sen yeri ve zamanında olması gerektiği şekilde olan biri değilsin. hayatın sana verdiğiyle üzülmen yersiz.

bilmiyorum.

yerine hiç kimseyi koyamayacağın birisi gidince hiç bir şey eskisi gibi olmaz. bırakın olmasın. belki başka zamanlarda, benzer sorumluluklarda en azından aklıma gelir ve bu sefer facia değil yardım elim olur.

üç sene oldu bugün anne. üç kocaman sene. bomboş bir kase gibi gözükse de, o kadar çok doldurdum ki. o kadar çok şeyim oldu ki, bir tek sana anlatmak isterdim. çünkü sadece sen dinlemek isterdin. senin için önemli  olan şey benim mutlu anılarım, üzüntülü anılarım değil, benim anılarım olmasıydı. mezarına her geldiğimde seninle uzun uzun konuşuyorum. belki anlamsız bir hareket ama bir yerlerdeysen ve benimleysen zaten anlamışsındır. omzumda benim seçeneğim dışında yükler var.  ben bunları aşmak istiyorum anne. sen yokluğun bana güç verecek şey değil. ama inanıyorum bir yerlerde benim de iyi olduğum konular vardı. hayat bir gün bunu benim yüzüme çarpsın ve ben uyanayım diye bekliyorum.

her rüyama girdiğinde, gerçekmiş gibi içine kapılıp, sabah aslında yoklukla kendimi doyurduğumu fark edinceki acı geçmiyor anne. bir gün seni de, sana yaşattıramadıklarımı da, sana olan borcumu ödeyemediğimi de unutup gideceğim. ama sen yine de gel bana hatırlat olur mu?

ve yine ben akıllanmıyorsam. bu içinden çıkamayacağımız bir oyundur. benden umudunu kes anne. demek ki ben senin istediğin gibi birisi olamamışım. hikayenin bu sonunu eminim ki istemezsin. bende istemiyorum anne.

ne zaman annesini azarlayan, aşağılayan, karşı duran birisini görsem çok sinirleniyorum. halbuki ayna karşısında sinirlenmek kendine haksızlık demek değil mi? senden sonra, sana yaptıklarımın yanlış gelmesi çok acı değil mi?

günün anısına içimi dökeyim istedim. yine kendi çapımda komikli şeylere devam..

işte bu da şarkı.



seni çok özledim anne. 2 mart 2018 



28 Şubat 2018 Çarşamba

anlatarak bitmiyor

merhaba blog aleminin en dakik ve istikrarlı bloggerı yine karşınızda....

10-15 gün yazı atmayıp, aniden 2-3 gün içinde yazı atınca hayat seni bambaşka birisi yapıyormuş. yazı atmak derken sanırım biraz fazla değişik konuştum. onun doğrusu neydi? ne olmalıydı inanın hiç bir fikrim yok.

eskiden abimin facebook duvarında bir söz görüp facebook adlı sitede paylaşmıştım.

"aşık olduğunu ne zaman anlarsın? bütün şarkılar anlamlı geldiği zaman."

sonra bir arkadaşım altına şu yorumu yapmıştı; "tivorlu ismailin şarkısı da dahil mi?"

evet arkadaşlar yani kesin ve kesin bu hayatta hiç bir şeye anlam yüklememek lazım. o sözü yazan adamı elimde olsa hapse bile attırırım. allahın kekosu böyle aptal aptal şeyler yazarak ne kovalıyorsunuz. zaten günümüz edebiyatçılarının hepsi kız düşürmek falan o işler için edebiyat yapıyor. kadın kişiler de sevdiği beyleri unutmak için böyle şeyler yapıyor. bu konuda kadıncıyız abi adamlar hakkını veriyor. erkek tayfa anca boş yapsın. kafkaokurda dikkatle okuyorum. bütün muhabbet kızlara yanaşmaya dayalı. hani arada çıkıyor. çok sevdim, çok aldatıldım falan ama herkes biliyor ki, elinde fırsat olsa yeni birini koşarak alırsın hayatına.. tabi ki biz bloggerler için geçerli değil. edebiyat yapıyoruz ama kendimizi mutlu etmek için yapıyoruz. ben şahsen blog yazarak kız düşürebileceğimi sanmıyorum. eğer bu mümkünse günde 500 yazı falan atardım.

bugün, birisine "kusura bakma" minvalinde bir mesaj attım. çok tanıdık değiliz. ortak arkadaşlarımız var. zaten beraber geçirdiğimiz vakitlerdeki muhteşem ilgili tavırlarıyla beni ne kadar önemli gördüklerini de biliyorum :d her neyse ben mesaj attım ve görüp bıraktı. yahu  aslında konuda hatam bile yok. benim dışımda gelişen bir şey ve ben yine de incelik olsun diye af diliyorum. bu dünya için fazla mı masumum yoksa dedikleri gibi içten pazarlıklı mıyım. içten pazarlıklı ne demek hala bilmiyorum. ama iyi bir şey değil. genelde insanlar benim için iyi şeyler söylemezler. teyzem dışında bu hayatta beni öven birine rastlamadım. birilerinin övgüsüne bağlı kalarak yaşamak zor iş sanırım.


bahsetmek istediğim bir başka konu da shaileme woodley, kim diye soracak olursanız çok tatlış bir oyuncu. kendisini yıllar evvel miles teller adındaki komedi filmlerinde sevdiğim ama ciddi filmlerde "ağbi sen oynama" tepkisi verdiğim bir abiyle olan filminde tanımıştım. daha sonra yıllar geçerken tabi başka filmler de seyrettim. bu kızı ne zaman izlesem günüm iyi geçiyor. totem midir? değişik bir şey midir anlayamadım. bunu da belirtmek istedim. eğer yıllar sonra bir sorunla karşılaşırsam seçeneklerde dursun. belki denk gelir kim bilir? bu arada milesden daha yakışıklı hissettiğim anlar olmuştu...

ben herhalde kesin aizhemier olacağım, gelecekte geçmişi hatırlamayacağıma dair içimde yüzde yüzün üstünde bir eminlik var.

hazır filmler demişken, lady bird bir kez daha izledim ve oscar almazsa kendimi öperim. sam rockwell abimizin filmi de alabilir ama bu ikisinden başkası almasın. meryl streep oscara doy artık. saorise hanım kan istiyor. gerçi frances ablam alır gibime geliyor ama meryl streep almasında kim alırsa alsın. evet arkadaşlar oscar falan da takip ediyorum. çünkü yapacak şey listem kısıtlı. baya baya film sektörünün içindeyim. böyle bir film izlemeden önce oyuncu listesinin hepsini bir yerlerden hatırlamak harika bir duygu. adamlar resmen farklı farklı filmlerde gördüğün farklı karakterleri bir araya getirip film çekmiş ve sen bunu daha çok merak ediyorsun. neyse lady bird paylaşayım biraz da.. saorise ablamı grand budapestten beri takip ediyorum. brooklyn filminde de harikaydı ama burada cidden çok beğendim.


yüzyüzeyken konuşuruz'un yeni albümünü çok beğendim. kaan boşnak adlı abimizin müzik kalitesini bu kadar yükselteceğini bilmiyordum. adam resmen piyasaya kadıköy falan diye değişik sözler yazarak girdi. şimdi synth olsun, neo-pysche olsun adam resmen çığır açmış. tabi bu kavramların ne demek olduğunu herkesin bilemeyeceği ve bunları kullanıp benim de kendimi bir nane zannetmem dışında. benim en sevdiğim tarz olduğun için söylüyorum. genelde hep ingilizce dinlediğim için türkçe olunca biraz şaşırdım. adamın saçı döküldü, uyuşturucu batağına gömüldü, alkolsüz günü yok ama yine de güzel şarkılar çıkarabiliyor. eskisi kadar sevmesek de takipteyiz kaan bey umarım bir sonraki albüm daha güzel. yine başlığı adamın bir şarkısından çaldım. bana iyi malzeme çıkar bir kaç ay. hiç unutmam "gel benim için değil, yemin ederim değil, başka bi' konu var." geçen bir şarkısını dinleyerek ilk adımımı atmıştım kaan abiye. sonra adam değişik sözler yaza yaza değişik şarkılar yapmaya da başlıyoruz. saç ektirmek için geç değil kral sen hala karizmatik bir john lennon olabilirsin.


demişken bir adet şarkılarını da paylaşayım. çok beğendim valla çizgini bozma kaan abi.
edit : telif yemiş yavvvv neyse yayınlarsa düzenlerim şarkıyı. yüzyüzeyken konuşuruz-esen

sanırım bu seferlik bu kadar. hepinize merci beacuop arkadaşlar valla iyi okudunuz yine yazıyı

sevgiler 

24 Şubat 2018 Cumartesi

fırtınalarım olsa da bu ara güneşliyim

herkese merhabalar sayın blog okuyucuları. cumartesi sabahının ilk saatleri içimden bir şeyler yazmak geldi. ancak ne yazacağımı da pek bildiğim söylenemez. başlığa da yüzyüzeyken konuşuruzun yeni albümünden bir parçanın içinden bir söz ekleyeyim dedim. hayal gücüm bu kadar işliyor ne yazık ki. bilemiyorum sayın blog birazcık keyfim kaçık..

peki neden keyfimiz kaçar? bir olay olması şart mıdır? bilmem bence şart değildir. hiç bir şey olmadan da mutsuz hissedebiliriz. ben genelde mutsuz hissederim. bana türlü işkenceler etseniz bile bunun sebebini söyleyemem. çünkü ben de bilmiyorum.

kendimi depresyonda hissetmiyorum son zamanlarda. sanırım bir şeyler düzelmiş...

kararlar almak istiyorum blog. cesur kararlar. hayatımın yönünü değiştirecek kararlar.  lakin bir türlü olmuyor. peki ne engelliyor beni? üşengeçlik mi? korku mu? yetersizlik mi? inanın bilmiyorum. bir gece kafamı yastığa koyduğumda (bu aralar sabahları koyuyorum :d ), yarın yeni kararlar alacağıma, yeniden başlangıçlar yapacağıma öyle bir inandırıyorum ki kendimi. ama o ertesi uyandığım anlar kafamdan uçuyor gidiyor o kararlar ve her şey eski düzenine geri dönüyor. neden böyle olduğu konusunda hiç bir fikrim yok ne yazık ki. keşke böyle olması yerine, beynimin içinde de kararsız ve yetersiz birisi olsaydım. tüm bunlar olmazdı herhalde. şöyle diyelim, ruhum ve bedenim çok zıt karakterler. bir türlü anlaşamadılar gitti.

ne demiş florence;

If you could only see the beast you've made of me..

"Beni çevirdiğin vahşi hayvanı bir görebilseydin."

I held it in but now it seems you've set it running free...

"Onu zapt ettim ama şimdi sen onu serbet bırakmışsın gibi görünüyor."


one flew over the cuckoo's nest (guguk kuşu diye geçiyo bizde) filmindeki martini karakteri bana çok dokundu. bilmiyorum epey bir içimi sızlattı. onu da bu yazıda hatırlamak istedim. bu arada jack nicholson çok büyük oyuncudur. bunu da buraya not edeyim.



howl şarkısını ayrı bir sevdiğimi de not edeyim. blog blog değil iyice not defteri oldu. 


biliyorum zaman pek merhametli birisi değil. dün savurduğunu bugün geri verebilir. ama önemli olan onu nasıl kullandığın değil. onu gerçekten kullanp kullanmadığındır. yoksa nefes almak yaşamaksa, dünyanın en güzel yaşayanı benim yahu...

odaklanmalı ve yeni kararlar vermeliyim. önüme ne çıkarsa çıksın aşabilecek tek kişi kendimim. bu yolda hiç kimsemin olmaması anormal değil doğuştan gelen bir şeydir. artık bunu kabullenmeliyim. çünkü şikayet ettikçe, yakındıkça bir yere varamam. unutma hayat sana ne getirirse getirsin yine sen aynı yerde olacaksın, yani beyninin içinde. eğer teknoloji gelişir ve beynimizin içinde başkaları da yorum yapabilirse bu dediğim değişebilir. ancak şu şartlarda ben, yine benimleyim.

sevgiler


18 Şubat 2018 Pazar

portakal ağacı

mer mer mer haba arkadaşlar. türkiyenin en kaliteli, en anlamlı, en müthiş, en dakik, en düzenli, en içten ve en yol yakınken geri dönülesi bloguna hoş geldiniz. bir süredir yazı atmadığımı ben de fark ettim. hem bu sorunu çözmek hem de bakalım hala yazabiliyormuşum onu test etmek için yazı atmaya karar verdim. böyle kararları almanın kolay olduğunu zannediyorsanız bu ciddi bir problemdir.

nasıl gidiyor hayatınız? benim stabil gidiyor. değişen hiç bir şey yok gibi sanırım. her şey öyle normal ki anlam veremiyorum bazen, ben bir şey nasıl değiştireceğimin bile farkında olmamayı seven ruh haline sahip olmayı sevmiyorum.

sonraları öğrendim ki ben aslında hep böyleymişim. sevmediğim bir huyla yaşıyormuşum. ne kadar da can sıkıcı bir olay değil mi? bıyık altından gülmelerinizi hissedebildim şu an. kocaeli maceram sona erdi hatta bir kocaman hafta geçti. sorun şu ki, zaman su gibi akıp gidiyor. böyle zamanlarda kendimi nejat işler gibi hissediyorum. zaten kendimi nejat işler gibi hissedeceğim her durumu açıklamak inanılmaz zor olacaktır. adam alkolden parmağını kaybetti hala daha kovalıyor. zor olsa gerek. nejat işler fan club peşimde düşmeden uzatmıyım.

"three billboards outside ebbing missouri" adındaki filmi seyrettim dün gece ve gerçekten bayıldım. tabi hepinizi benim muazzam film anlayışım saracak diye bir şey yok ama öyle bir film yapmış ki, siz tam içinizden aha konu şuraya geliyor, şu olacak falan derken sizi ters köşe yapıp izlettirmeyi de biliyor. ben beğendim oscar alabilir yani. şahsi tercihim "lady bird" ün oscar alması ancak bu film de alabilir. zaten sam rockwell abimizin kesinlikle bir oscarı var. üstad inanılmaz oynamış. selam olsun sam rockwell fan club.


ikisi de efsane oynamış uyandırayım yani.


kocaeli de kült sayılabilecek bir çok filmi seyrettim. yani herhangi bir kült film muhabbettinde "aa onu izlemedim" diyebileceğim bir film kalmadı. inanılmaz bir kazanım bence de. ya abi napalım eldeki kısıtlı imkanlarla bir şeyler kovalıyoruz biz de. şu an mesela türkçe nostalji diye 45 dakikalık bir mix dinliyorum acayip hoşuma gitti. yani kovalamakla geçiyor hayatımız. şarkı demişken florence paylaşacağım bu gün.


delilah şahsen harika bir şarkı. florence'nin söylediği her şeye harika diyeceğim için pek anlamı kalmıyor ama, bu şarkıyı florence de epey seviyor. sanırım biraz bundan beni kendine çekiyor. bu arada florence welch'in çok fena bir selda bağcan fanı olduğunu biliyor muydunuz? hatta kendisine "zelda" diyor. 

florence demişken yeni albüm yakında geliyormuş. dünyanın en harika olaylarından birisi olabilir bu gelişme..

okul başlıyor efenim. bu dönem düzenli gitmeyi düşünüyorum. hemen aklıma mersinli bir arkadaşımın "yav he he kesin kesin" demesi geliyor. ama üç beş gideceğim be blog. hatta ve hatta kütüphanede çalışacağım ara sıra. bu konuda gerçekten ciddiyim. kütüphane çok hoşuma gitti ve başım ağrımadığı müdettçe kesinlikle ders çalışılası bir yer haline gelmiş. kısıtlı imkanlardan büyük şeyler yaratmaya yönelik filmi çekilebilir.

la casa de papel bugüne kadar izlediğim en güzel ikinci dizi olabilir. bütün karakterlerini beğendiğim nadir yapımlardan birisi oldu ve iki günde bitirdim.  keşke izlemeyeydim diyorsun ama on yıl sonra falan hafızamdan çıkmaya başlayınca bir daha izleyebilirim. umarım o günler gelir sevgili blog... hatta bu blogu tekrar okuduğum zamandaki bene sesleniyorum. la casa de papel'i izlemeye başla canikom çok beğenmiştin.

biraz da günlük hayattan bahsedecek olursak. son zamanlarda keyfim yerinde. sanırım rehavet rahatlığından kaynaklanıyor. 

kesinlikle ve kesinlikle 

sevgiler...

31 Ocak 2018 Çarşamba

sadece söylemek istemiştim

merhaba arkadaşlar evrenin gördüğü en mantıklı kişisel bloga hoş geldiniz. uzun süredir aranızda yoktum. en son doğum günümde hüzünlü bir yazı atmıştım. yoksa hüzünlü değil miydi? bu konu hakkında herhangi bir fikrim yok. sonra yine atacaktım sanırım ama kaynadı herhalde. ne yapalım hayat bazen bazı şeyleri kaynatıyor.

memleket adını verdiğimiz yere geldim. aslında tam memleket sayılmaz, hani şöyle açıklanabilir; ailemin yaşadığı yer... ne kadar aile diyebilirsek tabi.

aile.. ne kadar güzel bir şey değil mi? neden bilmiyorum, hiç bir kimseyi ailem olarak hissetmiyorum.  bana sanki farklı bir kavrammış gibi geldiğinden sanırım. babamı,abimi,teyzemi hatta babamın yeni eşini bile seviyorum ama onları ailem olarak gördüğüm söylenemez. galiba aile kavramını çok yanlış anladım, belki de hepimiz kandırılmışız. bu konu hakkında fazla şey söylemek istemiyorum. çünkü bunun için çok yorgunum.

komünist kafelerinde takılan ve kendini marjinal göstermeye çalışan herkesten nefret ediyorum. evet güzel kardeşim kömünist kafesinde elit kıyafetinle oturuyorsun inanılmaz bir çelişkisin. bunu bugün dile getirmek istedim. artık yolda gördüğüm insanlara bile gıcık olmaya başladım. resmen insana küstüm ya. böyle bir şey olabilir mi sevgili blog. ben ne hale geldim ağlayanım yok.

her neyse, otobüste eve gelirken kafamda daha büyük bir blog yazısı vardı ancak şimdiden tıkanmaya başladığımı hissediyorum.

hatalardan bahsedelim biraz. bir matematik sorusu çözersiniz ve hata yaparsınız. bu hata sizin sonuca gitmenizi büyük ölçüde etkiler. veya bir projede hata yaparsanız ilerisi gelmez durur. veya bir insanın kalbini kırarsanız o insan sizi affetmez. hatalar küçük veya büyük olsun hep akılda kalır. bazen vurdumduymaz olsanız da hatalar asla peşinizi bırakmayabilir.

biraz geçmişe gidelim ne dersiniz?

bana hayatımda ilk doğum günü hediyemi 15 yaşında tanıştığım bir kız almıştı. o güne kadar, hediye nedir, kıymet nedir bilmemiştim. unutamıyorum masmavi bir gömlek. ancak çok giyememiştim, hızlı kilo alışlarım o maviş gömleğin içine girmeme engel oldu. bugün düşününce hayatımdaki en önemli hediye olduğunu görüyorum. çünkü o hediye masum duygularla alınmıştı. herhangi bir beklenti yoktu. herhangi bir dilek yoktu. öyle düşünülmüş ve beni mutlu edilmek için yapılmış bir hareketti. sahi beni mutlu etmek, sanırım bir doğu almanya geleneği gibi berlin duvarıyla yıkıldı gitti. sonra o kızı aldatıp, üstüne çirkin diyip terk etmiştim.

bir başka kadın kişisi bana tabak yaptırmıştı. üstünde benim ve onun isimleri yazıyordu. ben ne yaptım biliyor musunuz? o tabağı gidip başkasına hediye ettim. inanılmaz bir rezillik örneği, inanılmaz bir kepazelik örneği. her ne kadar olgunlaşmasam da o dönem, elimdeki güzellikleri nasıl kullandığımı çok iyi anlıyorum. ayrıca o kızı parasını yemek için kullanmıştım. çok pis şekilde kullanıp, sıkılınca kenara atmıştım.

bir başka kadın kişisi bana bir tişört almış ve üstüne çeşitli notlar bırakmıştı, gayet içten yazılmış güzel sözlerdi. hatta bana yastık kılıfı bile almıştı. ben ise onu ilk fırsatta aldatmaya yeltendim ve fark edilince de nasılsa önüm açık diyip sıvama gereği bile duymamıştım.

bir başka kadın kişisi, odasında en değer verdiği şeyi bana vermişti. üç tane filmin deseni olan bir süs eşyasıydı, duvara asılabilenlerden şimdi gelmedi aklıma. bir gün de param yok diye buluşmaya termosla çay getirmişti. sürekli kendime yemek ısmarlatır dururdum. en sonunda sıkıldı ve yallahladı. her neyse ben de o hediyeyi gidip başkasına vermiştim. karaktersizlik huy olmuş demek ki. şimdi düşünüyorum da benzer pozisyonlarda aynısını yapar mıydım? sanırım yapmazdım ya.

bir başka kadın kişisini de kilometrelerce uzaktan idare ettiğimi düşünürken. bir gün bir kızdan hoşlandığımı düşünüp yallah demiştim. kıza söz hakkı bile vermemiştim. nasılsa uzaktı ya, duyguları da uzaktı. kırılabilecek kadar önemsizdi. en son doğum gününü kutlamadım diye sövüyodu.  ama dost kaldık onla, ya da kalmadık mı bilemiyorum her an bıçaklayabilir.

bir başka kadın kişisini de dilim yüzümden kaybettim. hassas döneminde yersiz sözlerimle rahatsız ettim. bu da büyük bir hataydı. çünkü dost edinmek zordur.

her neyse bu hatalarım bana çok şey kattı. en azından şimdi düşününce.. ne derler bilirsiniz geriye dönüp baktığımda gördüğüm kocaman simsiyah bir kapı.

ah be kardeşim senin de bütün hayatın kızlardan ibaret, maşallah hiç bir erkeğe hata yapmamışsın.

bir tane dostum beni kız arkadaşı istemediği için yallahladı. hata yaptım çünkü kabullenmediğim için iletişm kurmaya çalıştım. halbuki öyle bir karar veren biri için herhangi bir değerin yoktur bunu bilmelisin.

bir tane dostum hoşlandığım kızla benden gizli konuştu. hata yaptım çünkü güvenip sırlarımı paylaşmak iyi geliyordu insanlara.

bazı dostlarım bana aylarca selam bile vermediler kulaktan dolma bilgileriyle, annem öldüğünde hepsi melek olmuştu. hata yaptım çünkü onları umursadım. zaten şimdi esameleri yok herkes kendi hayatında.

bir tane dostuma o kadar çok güvenmiştim ki, arkamdan karar verip yarı yolda bırakacağına inancım yoktu. hata yaptım, bu duruma üzülerek.

bir tane dostuma hiç arkadaşı yok diye yaklaşmıştım, bana para yedirmesine izin verdim ve daha sonra başkaları gelince kenara atıldım. bahanesi de yaptığı iyilikler olmuştu. hata yaptım çünkü yalnız kalan insanların ( ben de dahil olmak üzere) sebepleri vardır. onları hiç kimse kurtaramaz..

insanlar hep bir şekilde benimle arayı uçuruma getirdi. belki benim emeğim çoktu belki de muazzam bir şanssızdım. kim bilir? hatalar insana geçit vermez. tekrarlanırsa can bile yakar.





yine yazarım bi ara..

14 Ocak 2018 Pazar

yeni bir yaş

yine bir merhaba ile bu yazıma da giriş yapayım bakalım. yaklaşık 15 dakikadır benim doğum şu an sanırım. genelde doğum günü yazımı son dakikalarda yazardım ama bu sene hemen yazmak istedim. sanırım her şeyin değişiği gibi benim de değiştiğim şeyler oluyor.


geçen sene 3 farklı kutlama olmuştu bana. hayatımda ilk kez böyle bir şey olmuştu. ama hep insanlara doğum günü olduğunu hatırlatan, bir şeyler beklediğimi sezdiren bendim. çünkü insanlar benim için bir şey yaptığında dünya daha güzel bir yer oluyordu. ben öyle hissediyordum. tabi ben ısrarlara boğmadan hiç kimsenin bir şeyi düşündüğü olmuyordu. sanırım olgunlaşma sürecinin en kötü şeylerinden birisi de bu. yarın herhangi birinin benim için bir şey düşüneceğini zannetmiyorum. bir mesaj, belki bir 1 dakikalık bir konuşma.. ötesinin olması için daha iyi bir insan olmam gerekiyor çünkü. insanların hatalarını kabul eden, onları yargılamayan. kırgınlıkları düşünmeyen. bu sene hiç kimseye hatırlatma gereği bile duymadım. inanın kendim bile düşünmedim. günler gelmiş geçmiş hoppala bugüne gelmişim. artık monotonluk, durağanlık hiç bir heyecan getirmiyor bana hayata dair. her günü ertesi gün ölecekmiş gibi yaşamaya başladım sanırım. bitse de gitsek diyor geçiştiriyorum. 

ilk kutlayan kişinin de, diğer kırgınlıklarıma oranla daha fazla hatamın olduğu birisi olması da cabası tabi. ikinci de liseden almanca hocam oldu. ne kadar harika bir hayat değil mi? bugünler bir daha gelmeyecek. daima ileri gittiğimiz bu yaşam şeysinde aslında ne kadar da anlamsız şeyleri kafaya takıyoruz bir bilseniz. mesela ben bu doğum günü şeyini çok kafama takardım. 

hiç unutmam, ilkokulda sınıfta bazı kişilerin doğum günü olunca anneleri pasta alır, tüm sınıf yerdik. o  kişi o gün en özel kişi olurdu, hediyeler alırdı. çok kıskanırdım biliyor musunuz? çünkü benim öyle bir olayım olmadı. ne anneme pasta parasını verecek modern bir baba, ne de kendi imkanları benim neşemi yerine getirmeye yetecek annem vardı. ah canım annem. eve geldiğimde bana bisküvili puding pastası yapardı, üzerine de bir tane mum koyardı. o gün çok üzgün olurdum. neden benim de diğerleri gibi kutlanmadı diye ama annem bir şekilde telafı ederdi. her sene bana; "seni iyi ki doğurmuşum" derdi. o zamanlar bu sözün pek bir anlamı yok gibi gözükse de, şöyle bir düşününce gerçekten insanının kalbini titreten bir olaymış. keşke yaşasaydın da yine deseydin. bana tek bir cümlen yeterdi be anne. 2010 yılında bana bir tane kitap almıştı. ismi "çocuk kalbi", doğum günümde vermişti. kitabın kapağını açtığım an içim yanar. dünyanın en güzel hediyesi benim için odur. acındırma için üzgünüm ama şu an aklıma gelebilecek tek kişi annem sanırım. huzur içinde yat. bugüne kadar sana layık olamadım, belki bundan sonra olurum ne dersin? beni iyi ki doğurmuşsun...

beklentiler öldürür arkadaşlar. bu sene hiç bir şeyden beklentim yoktu. o kadar içim rahat ki, çünkü böyle bir beklentiye girebileceğim yakınım yok. şimdi bloga yazınca yine beklentiymiş gibi oluyor. ama inanın yok ya. vallahi yok. gelecekteki ben ciddiyim he başka her cümleme şüpheyle bakabilirsin ama buna bakma. içim  bir kuş kadar hafif. herkes hak ettiğini yaşar bu hayatta. bazıları yaşamaz ama ben yaşayan taraftayım. çektirdim ki çektiğim bazı şeyler var.

doğum günüme yakışır şarkıyı da şuraya bırakayım da öyle devam edeyim. elbette florence..




yeni yaşımdan ne bekliyorum biliyor musunuz. biraz daha olgunluk... 

artık insanları değerlendirirken kendi mutluluğumdan ziyade, ortada herhangi bir sorun olmaması mesela. herkesin birbirine değer verdiği bir ütopya. zor bence, daha mı içime kapanırım ne dersiniz. bir sonraki yaşımda bambaşka mı olur her şey? kim bilir yaşamak lazım. buradaki aktör de ben olacağım sanırım. dublör kullanmak için haklı bahanelerim olsa da, bir gün çekip gideceğiz ne önemi var?

50 dakika olmuş bak kimseden tık yok ha ha ha. pastayı 15'inde yiyeceğiz, ev arkadaşımınki de 16 ocak çünkü. orta yolunu iyi bulmuşuz dimi. prestij filminden bir yazıyı da alta atıp çekip gideyim uzaklara...

"Her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur. Birincisi "Vaat" bölümüdür. Sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. İskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. Bu nesneyi size gösterir. Son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. Fakat gerçek, farklı olabilir. İkinci perdeye "Dönüşüm" denir. Sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. Hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. Çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. Siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. Henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir. Onu geri getirmeniz gerekir. İşte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. İçlerinde en zorlusu. Bizlerin deyişiyle "Prestij". "

size ne demek istediğimi söylemek isterdim ama büyük ihtimalle tahmin etmişsinizdir...

sevgiler







5 Ocak 2018 Cuma

yepisyeni bir yıl

merhabaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa


şu an öyle kafam güzelki size bunu kelimelerle anlatamam. hal böyle olunca yazı atmak da farz oldu. yepyeni bir yıla az evvel giriş yaptım. kesinlikle muazzam bir yıl beklemiyorum yine bok gibi geçecek ama olsun alıştık yapacak HİÇBİR ŞEY yok....

2017 benim için nasıl geçti?????????????????

olgunlaştım....

offfffff ben bu yazıyı yılbaşı akşamı yazıcakmışım yarıda kalmış puhahah herhalde bişiler oldu neyse başlığını şeediyim değiştirmiyim çünkü ben her zaman harika bir blogger olmuşumdur.

öncelikle 5 gün gecikmeli de olsa hoşgeldin 2018 kardeşim helal olsun tam zamanında geldin yani biz sıkılmıştık 2017'den falan ağbi 2017 mi kaldı değişim iyi birşey tabi. ancak boş geldin be kanka insan az değişik olay molay getirir. kalbimin orta yerinde bu nasıl monarşi yani delirmek üzereyim. her her neyse biraz 2017'den bahsediyim bari.

2017 benim için nasıl geçti??

yukarıda da bu soruyu sormuşum çok net cevap vermişim evet bence de olgunlaştım. özellikle insanlar konusunda. evet kardeşim artık daha bir kendini beğenmişim, evet kardeşim artık daha bir burnumun ucuyla bakıyorum insanlara. bugüne kadar beni kusurlarım yüzünden eleştiren her hücreye ben de eleştriyle yaklaşıyorum. inanın hiç bir şey yapmamaktan iyidir. eğer olgunlaşmak, başkalarına bok atabilmekse hayır olgunlaşmadım. ancak olgunlaşmak kendi değerinin farkına varmak ise, internet alemindeki en olgun çocuğa merhaba diyin.

yeni insanlar tanımadım. aslında bir nevi tandıım ama o kadar da insan değillerdi. her tanışmanın sonu kötülükle bitti. son tanıştığım kişi romanyalı diana ve kendisi bunalım triplerimi anlamadığı için ingilizcesini geliştirmek amacıyla benle konuşuyor. konuşmalarımız efsane ama ben diyorum ki; "i have a big depression." o diyor ki; "don't worry" evet kardeşim felsefik, ütopik ve sonsuzluk çağrışımı yapan harika bir eğlence bu. neyse güzel kız ama çaktırmayın.

ben karaktersiz bir insan olduğum için yine bir kadın kişisi böyle aklımın uç uç uç en ucunda gibi bişi yani tam olarak girmedi ama en ufak hareketinde girebilir o yüzden dua edelim girmesin. o kadar salladık kadın milletine yine aşk tripleri falan istemiyorum kardeşimm. ha bakarsın olumlu bişiler olur hemen deriz yani, "yav aşk harika şey ehuheh" diye. ancaaak her konuda olduğu gibi olacağını sanmıyorum bunun da. o yüzden bu tip bir şeyi ilerlemeden kesmem lazım. bunu dedikten 2 yazı sonra aşık olduğumu falan yazarmışım yine reis beklenmedik hareketler ustasısın dersiniz. yok kanka dua edin olmasın yeterince keyifsizim.

sonracığıma bazı insanların ihanetlerini anladık. dibine kadar hissettik. insan oğlu böyle napalım belki bana özel değildir ama bana da ihanet edildiği oluyor. adam beni sevmeyip başkasını severek ona tatlış davranabilir bu konuda elimden bir şey gelmez. eve yeni aldığım herif de uyuz köpeğin teki çıktı. yakında kocaman bir yallah geliyor kardeşim merak etme. ben gece 4 de dubstep dinleyecek bir insan değilim.

2017'de hayatıma lin pesto girdi muazzam bir müzik şöleni.. sonracığıma yepisyeni şarkılar keşfettim. bu mükemmel olaylar resmi bayram ilan edilmeli. ulan hayata bak yak yak kardeşim

2017'de en güzel iki olay ladybird ve split'i izlememdi sanırım. dünyanın en güzel iki filminden birisi bunlar gerçekten muazzam tespitti üstad. saorise ronan kölen olayım yahu çekme film her seferinde triplere sokuyon.


sözlerini yazacam abi dünyanın en güzel sözleri bu şarkıda. ha bende o "you" yok ama muazzam bir şarkı. son yazılarıma serpiştiriyodum ama 2018'in ilk yazısında tam liste olsun bu başyapıt.

Sometimes I feel like throwing my hands up in the air 
Bazen ellerimi havaya kaldırmış gibi hissediyorum 

I know I can count on you 
Biliyorum sana güvenebilirim 

Sometimes I feel like saying "Lord I just don't care" 
Bazen "Tanrım umrumda değil artık" diyor gibi hissediyorum 

But you've got the love I need to see me through 
Ama kendime yetmem için ihtiyacım olan aşk sende 


Sometimes it seems that the going is just too rough 
Bazen olayların gidişatı çok zor gibi gözüküyor 

And things go wrong no matter what I do 
Ve ne yaparsam yapıyım işler hep kötüye gidiyor 

Now and then it seems that life is just too much 
Ara sıra hayat artık çok fazla geliyor gibi gözüküyor 

But you've got the love I need to see me through 
Ama kendime yetmem için ihtiyacım olan aşk sende 


yeni yıldan en büyük beklentim florence'nin albüm çıkarması... 

neyse esenlikler dilerim.