Kayıtlar

sadece söylemek istemiştim

Resim
merhaba arkadaşlar evrenin gördüğü en mantıklı kişisel bloga hoş geldiniz. uzun süredir aranızda yoktum. en son doğum günümde hüzünlü bir yazı atmıştım. yoksa hüzünlü değil miydi? bu konu hakkında herhangi bir fikrim yok. sonra yine atacaktım sanırım ama kaynadı herhalde. ne yapalım hayat bazen bazı şeyleri kaynatıyor. memleket adını verdiğimiz yere geldim. aslında tam memleket sayılmaz, hani şöyle açıklanabilir; ailemin yaşadığı yer... ne kadar aile diyebilirsek tabi. aile.. ne kadar güzel bir şey değil mi? neden bilmiyorum, hiç bir kimseyi ailem olarak hissetmiyorum.  bana sanki farklı bir kavrammış gibi geldiğinden sanırım. babamı,abimi,teyzemi hatta babamın yeni eşini bile seviyorum ama onları ailem olarak gördüğüm söylenemez. galiba aile kavramını çok yanlış anladım, belki de hepimiz kandırılmışız. bu konu hakkında fazla şey söylemek istemiyorum. çünkü bunun için çok yorgunum. komünist kafelerinde takılan ve kendini marjinal göstermeye çalışan herkesten nefret ediyorum. ...

yeni bir yaş

Resim
yine bir merhaba ile bu yazıma da giriş yapayım bakalım. yaklaşık 15 dakikadır benim doğum şu an sanırım. genelde doğum günü yazımı son dakikalarda yazardım ama bu sene hemen yazmak istedim. sanırım her şeyin değişiği gibi benim de değiştiğim şeyler oluyor. geçen sene 3 farklı kutlama olmuştu bana. hayatımda ilk kez böyle bir şey olmuştu. ama hep insanlara doğum günü olduğunu hatırlatan, bir şeyler beklediğimi sezdiren bendim. çünkü insanlar benim için bir şey yaptığında dünya daha güzel bir yer oluyordu. ben öyle hissediyordum. tabi ben ısrarlara boğmadan hiç kimsenin bir şeyi düşündüğü olmuyordu. sanırım olgunlaşma sürecinin en kötü şeylerinden birisi de bu. yarın herhangi birinin benim için bir şey düşüneceğini zannetmiyorum. bir mesaj, belki bir 1 dakikalık bir konuşma.. ötesinin olması için daha iyi bir insan olmam gerekiyor çünkü. insanların hatalarını kabul eden, onları yargılamayan. kırgınlıkları düşünmeyen. bu sene hiç kimseye hatırlatma gereği bile duymadım. inanın ke...

yepisyeni bir yıl

Resim
merhabaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa şu an öyle kafam güzelki size bunu kelimelerle anlatamam. hal böyle olunca yazı atmak da farz oldu. yepyeni bir yıla az evvel giriş yaptım. kesinlikle muazzam bir yıl beklemiyorum yine bok gibi geçecek ama olsun alıştık yapacak HİÇBİR ŞEY yok.... 2017 benim için nasıl geçti????????????????? olgunlaştım.... offfffff ben bu yazıyı yılbaşı akşamı yazıcakmışım yarıda kalmış puhahah herhalde bişiler oldu neyse başlığını şeediyim değiştirmiyim çünkü ben her zaman harika bir blogger olmuşumdur. öncelikle 5 gün gecikmeli de olsa hoşgeldin 2018 kardeşim helal olsun tam zamanında geldin yani biz sıkılmıştık 2017'den falan ağbi 2017 mi kaldı değişim iyi birşey tabi. ancak boş geldin be kanka insan az değişik olay molay getirir. kalbimin orta yerinde bu nasıl monarşi yani delirmek üzereyim. her her neyse biraz 2017'den bahsediyim bari. 2017 benim için nasıl geçti?? yukarıda da bu soruyu sormuşum çok n...

düşüyor tutamıyorum

Resim
mer mer mer mer mer mer mer haba arkadaşlar kanalıma pardon bloguma hoş geldiniz. türkiyenin en eğlenceli, en akademik, en sansasyonel, en ferahlatıcı bloguna hoş geldiniz. bugün yine anlamsız, yine gereksiz ve yine acı dolu bir içerik ile karşınızdayım. böyle şeyler yazmayı severim bilen bilir. nasılsınız? ben saçmayım ya. kafamda bir şeyler var ama umarım ilerlemez bu şeyler çünkü hiç keyif verici ve tatlandırıcı bir şey değil. hayatım fare kapanı gibi, o peynire ne zaman elimi atsam bir yerlerim yanıyor ve hoş bir şey değil. yepisyeni bir yıl yaklaşıyor. ona dair daha içerlemiş bir yazı atacağım. bu yazı yılın son yazısı olabilir. özellikle son dönemlerimin tamamen çay içerek geçtiğini düşünürsek hayat apacı bir perde açıyor ve bu perdenin arkasında saklanmak galaktik bir macera değil. ne demiş florence "sometimes I feel like throwing my hands up in the air" bu kadar geoid düşünmek biraz saçmalaşıyor. ve hayat belirli bir noktadan sonra uzaklaşıyor içerlemelerden...

gittikçe derinleşen aslında benim olmayan

Resim
merhaba arkadaşlar blogger dünyasının en sansasyonel, en ilgi çekici, en diyalektik, en modern ve en başarısız blogunun sahibi olarak yepyeni bir yazıyla karşınızdayım. böyle zamanlarda ne kadar harika olduğumu bilirsiniz. dünya geoid değilmiş de sanki bambaşka bir şeymiş gibi yaklaşır dururum. öncelikle birlikte olmadığımız süre içerisinde başımdan neler geçtiğini anlatmak isterdim ama tahmin edeceğiniz sürece yine hiç bir anım veya maceram olmadı. hayatımın bu dönemlerini sıkıcı olarak nitelendirsem de hala içimde bu günler yad ettiğimde naif bir gülümseme olacağına dair umudum var. neden diye sormak anlamsız çünkü meteorlar bizi sıyırıp geçmeye devam edecek. dünyanın en harika şarkılarından birisiyle başlamak isterim. çünkü florence olmasaydı sanırım kafayı yerdim.  hayatımı her yazıda farklı şekilde özetlemeye çalışsam da sanırım buna ilgi duyan herkes ana temayı biliyor. bu konuda daha ne kadar kendimi yoracağım bilmiyorum. ama şöyle bir gerçek var sanırım yazmayı...

hayat üç perdelik tatsız bir kabare

Resim
mer mer mer haba arkadaşlar. internet aleminin en eğitici, en öğretici, en eğlenceli ve en akılda kalan bloguna hoş geldiniz. ben blogger kişisi. bugün yine dopdolu, yine heyecanlı, yine ileriye dönük umut aşılayan bir yazıyla karşınızdayım. bu filmi bugün izledim. ileride mutlaka hatırlamam gerekicek o yüzden buraya bırakıyorum. siz çok takılmayın bu kısma yine ilk paragrafa kandınız değil mi? bir an inandınız. dediniz kral geri döndü falan. biz demiştik yıllar evvel bıraktık bu işleri diye.... öncelikle youtube adındaki platformda çok güzel alternatif şarkılar paylaşan bir kanal var. işte kaan boşnak falan kadıköy falan anlıyor musun abi biz bu tarz müzikleri seviyoruz falan. işte bu kanal canlı yayın falan yapmaya başladı. ben de denk geldikçe giriyorum. tabi ortam bildiğiniz gibi. erkek tayfa kızlara ehuheheh çekiyor. şirin gözükme çabaları inceden yürümeler falan. tabi ben gelir gelmez hayat hikayemi anlatmaya başladım. böyle karşı cinse salladıkça sallıyorum. rah...

lin lin lin pestooo

Resim
merhaba arkadaşlar bugün de sevdiğim şeyleri paylaşmaya devam ediyorum. nasıl bu blog özge ertal virali yaptıysa biraz da lin pesto virali yapacak. çünkü sevdiğim şeyleri bol bol paylaşmayı severim... öncelikle kendisi hakkında hiç bir bilgim yok. ismi, cismi, şekli.. hatta insan bile olmayabilir. ancak müzik konusunda benim sevdiğim işler yaptığı ortada. cem yılmaz paylaşmış, barış özcan videoya koymuş, yorekok outro yapmış, zaytung röportaj bile yapmış. bu durumda beni takacağını pek düşünmüyorum. ilk keşfettiğim zamanlarda iki şarkısına yorum attığımda bana "kalp" ile tepki vermişti. sanıyorum bu bile bireysel tatminkarlık için yeterli. burada ana nokta, normalde sevmediğim şarkıları bana dinletmesi. yani benim çıkıp yıldız tilbe falan dinlemem çok ilginç olurdu ancak bu kişi bunu başarıyor. "yahu kardeşim ne bu marjinallik havaları falan, şunu dinlemem bunu dinlemem." dediğinizi iliklerime kadar hisseder gibiyim. lakin durum bazı kişiler için böyle. benim ...