Ana içeriğe atla

2025 geride kalırken

      merhaba. yılın son gününe gelmişiz çoktan. aslında benim için diğer günlerden pek bir farkı olmayacak. yine de yaşanmış bir başka yılı şöyle bir gözden geçirmek fena olmazdı. bir sene daha geride kalıyor. geçen sene bu yazının 2024 versiyonunu yazarken ne kadar tuhaftım, ne kadar hevesliydim. bir şeyler düşünüyor ve olacağını zannediyordum. oradaki hedeflerimin hiçbirini başaramadım. bu şu an beni şaşırtmıyor. aslında realist baktığımız zaman hepsi saçma sapan fikirlermiş. 

    lakin her şeyin imkansız gözüktüğü malum gün ile bu gün arasında uçurumlar var. kendimi kandırmamaktan falan bahsedip ölmeyi düşünüyordum. bugün aslında her şeyin aşılabileceğini görüyorum. sadece biraz zaman gerekiyor, benim gibi sabırsız bir insan için çok uzun bir zaman... bu arada hala ölmek istiyorum, ki zaten yaşayan bir ölüden farkım yok. eylülün sonundan beri geceleri tek başıma duruyorum burada. artık daha az aksiyon ve daha az insan var. kendimle çok fazla baş başa kalıyorum. bu olumsuz bir şey gibi gözükse de, nihayetinde beni fazlasıyla durgun bir insan yaptı. iletişimsiz yaşayabiliyorum, bir yoksunluk çekmiyorum. sabaha kadar oturuyorum. ilk başlarda ofis bilgisayarının kaldırabileceği oyunları oynuyordum. o kadar uzun saatler geçirdim ki, oyun oynamaktan sıkıldım. bu sefer de lobideki büyük televizyona sardım. oradaki rahat koltuklara uzanıp, her gece film izliyorum. aslında öyle bir ortam hep hayalimdi. her ne kadar bana ait olmasa da, sahip olduğum bu sınırsız erişim hakkını değerlendiriyorum. trt 2'de her gece 01:00'de yayınlanan filmleri izliyorum. gayet güzel filmler izledim bu ay. hatta sırf bu ay, bu sayede izlediğim film sayısı son beş yılda izlediğim film sayısından fazladır. o sessizlik içerisinde yayıla yayıla film izlemek iyi hissettiriyor. bu aktiviteden ne zaman sıkılırım bilmiyorum ama şu sıralar rutinim bu olmuş durumda. eh biraz soğuk olabiliyor, bunun etkilerini de hemen görüyorum ama havalar da elbet ısınacak. bu sene çok diş ağrısı çektim. bazen beni öldürürcesine uyutmuyor. pek hastalandığımı hatırlamıyordum ki, son birkaç gün havalar aniden soğuyunca hafif bir hastalık esintileri sardı beni. uyku hapıyla uyumayı çok seviyorum. boş günümde belki de 20 saat falan uyutuyor beni. gerçekten en mutlu hissettiğim anlar o uzun uyuduğum zamanlar oluyor.

    bu rahat çalışma hayatı biraz garip tabii ki, hem sabaha kadar pinekliyorum hem de üstüne para alıyorum. adeta hayalimdeki iş gibi. o parayı kazanmak zorundayım... önümdeki kocaman engeli milim milim de olsa eritiyor çünkü. elimdekinin değerini de bildiğim için hiçbir şımarıklık yapmıyorum. her ne kadar otelin satılacağı konusu her gün gündemde olsa da, ve bu yüzden belirsizlik buram buram strese soksa da... alıştım sanırım. gelecekte ne yapacağıma dair kafamda bir iki seçenek, bir iki ihtimal var. yaşayıp görmek en iyisi. şu an bir gelirim ve kalacak yerim var. hayatta bir süre iki önceliğim de bunlar olacak. hatta kalacak yer konusu daha da kritik bir şey. bu hallere nasıl düştüm gerçekten bilmiyorum ama dibine kadar hak ettiğimin farkındayım. bir süre daha normal hayata dönemeyeceğim, eskisi gibi mutlu olamayacağım biliyorum. bu yüzden de yaşamayı sevmiyorum zaten. tabi boşvermiş durumdayım. nereye kadar giderse artık... başıma gelebilecek daha beter hadise kalmadı zaten.. rezilliği de, muhtaçlığı da, sefaleti de, pişmanlığı da, hüzünü de buram buram yaşadım. 

    tüm bu süreçler beni daha olgun birisi yaptı. en azından ağırbaşlı birisi oldum. daha yavaş, daha sakin.. böyle olmasını ister miydim bilmiyorum ama büyümenin bir parçası herhalde bu. bazen yaptığım hatalar, pişmanlıklarım o kadar üst üste biniyor ki nefes bile alamadığımı hissediyorum. sürekli aklıma gelen anı kesitleri acımı daha da derinleştiriyor. kalbimin en derinliklerinde bile böyle olmasını asla istemezdim. ne kendime, ne de bir başkasına zarar vermek istemezdim. bu durum beni kahrediyor. kötü niyetli birisi olsaydım bari de değseydi diyorum ama.. her neyse bu konu uzar gider. 2025 benim tamamı yapayalnız ilk senemdi uzun süre sonra. çok fazla olay olmuştur evet, ama hatırlayamadıklarım bile var içlerinde. şöyle gözlerimi kapatıp, koca bir seneyi düşündüğümde sadece ne kadar hızlı geçtiğini düşünüyorum. bu senenin tabi ki de olumlu olayları olmadı değil. mesela ilk icra dosyamı kapattım. geriye bol sıfırlı bir sürü dosya da olsa, sonuçta bir yerden başladım. uzun sürecek... çok uzun sürecek. bittiğinde de ben nasıl olacağım onu hiç bilmiyorum. sadece dünyevi herhangi bir şeyin içinde bulunamayacağımı kabullenmem yeterli gibi şu anlık. mecburi iletişimler hariç, insana tamamen kapalıyım gibi. otel satılmazsa, yine gündüz çalışıp insanlarla muhatap olursam da sorun olmaz. mesleki olarak iyi durumdayım. herhangi bir utangaçlık, çekingenlik kalmamış bünyede. bir şey gerekliyse, gayet rahatça yapılıyor. 

    2026 için açıkçası pek bir beklentim yok. öyle hedefler listesi falan dizmeyeceğim. kalacak yer ve düzenli gelir yeterli. duruma göre bir iki ekstra hedef koyabilirim. belki çok güzel bir kapı açılır ve işler daha iyi noktaya gelir kim bilir? bununla da alakalı en azından tetikteyim. 

    belki de bu yılın bana öğrettiği en net şey şu oldu: insan her şeye alışıyor. en keskin acıya da, en uzun sessizliğe de. bir zamanlar asla dayanamayacağımı düşündüğüm şeyler şu an günlük rutinin sıradan parçaları. bu farkındalık ilk başta ürkütücüydü. insan kendine "demek ki bu kadarına da alışabiliyorum" deyince, içinden bir şeyler kopuyor. ama sonra şunu fark ettim; alışmak illa kabullenmek demek değilmiş. sadece ayakta kalmanın bir yoluymuş. ben de ayakta kalmayı öğrendim. sürünerek, yavaşlayarak, eksilerek… ama öğrendim. bu da az bir şey değil. kendime hala kızıyorum, hala geçmişte verdiğim bazı kararların altında eziliyorum ama artık bu ezilme hali beni tamamen felç etmiyor. eskiden tek bir düşünceyle günlerim çökerdi, şimdi düşünce geliyor, duruyor, canımı yakıyor ama sonra kenara çekiliyor. bu bir ilerleme mi bilmiyorum ama bir değişim olduğu kesin.

    yalnızlık konusunda da eskisi kadar dramatik değilim. yalnızım evet, ama bu yalnızlık bana bir şeyler söylüyor. kimseye bir şey anlatmak zorunda olmamak, kimsenin beklentisini taşımamak tuhaf bir özgürlük hissi veriyor. bu özgürlük mutlu etmiyor belki ama rahatlatıyor. bazen sabaha karşı otelin loş ışıkları altında otururken, televizyonun sesi kısıkken, dışarıdan tek bir araba sesi bile gelmezken şunu düşünüyorum: hayatım ilk defa kimseye göstermelik değil. kötü ama gerçek. eksik ama sahici. belki de bugüne kadar beni asıl yoran şey, iyiymiş gibi yapma çabasıydı. artık onu da yapmıyorum. neyse oyum.

    bu sene kendimle ilgili öğrendiğim bir başka şey de şu oldu: ben büyük sıçramalar yapabilen biri değilim. hiçbir zaman olmadım. bana yakışan şey küçük, neredeyse görünmez adımlar. bir dosya kapatmak gibi. bir geceyi daha sorunsuz geçirmek gibi. bir akşamüstü daha uyanmak gibi. eskiden bunları küçümserdim, şimdi bunların arkasında ne kadar büyük bir direnç olduğunu görüyorum. hala önümde dağ gibi duran şeyler var ama en azından artık onların adını koyabiliyorum. neyle savaştığımı biliyorum. bu da insanı biraz daha az korkak yapıyor. cesur demiyorum, sadece daha az kaçan. belki de 2025’i özetleyen şey tam olarak bu: kaçmamak. düzeltemediğim şeylerden kaçmadım, yüzleşmek zorunda kaldığım gerçeklerden kaçmadım, kendimden kaçmadım. bu bana pahalıya patladı ama başka türlüsü de zaten mümkün değildi. şimdi önümde yeni bir yıl var ve bu yıl için büyük laflar etmeye hiç niyetim yok. mucize beklemiyorum, dönüşüm hikaye yazmak istemiyorum. sadece biraz daha az yorulmak istiyorum. biraz daha az pişmanlıkla uyumak. biraz daha az ağırlıkla uyanmak. eğer 2026 bana bunu verirse, fazlasına gerek yok. vermezse de… artık bununla yaşamayı da biliyorum.

    sanırım artık şunu net söyleyebiliyorum: ben bir şeyleri oldurmaya çalışmaktan yoruldum. hayatı itmekten, hızlandırmaktan, anlam yüklemekten, "olması gereken" hale sokmaktan yoruldum. o yüzden beklentisizliğim bir vazgeçiş değil, bir dinlenme hali gibi. öyle yüksek sesli bir kabulleniş de değil bu. sessiz, kimseye anlatma gereği duymayan bir kabulleniş. bazı akşamlar -ki ben akşam uyanırım- uyanıyorum ve içimde ne umut var ne de büyük bir boşluk. sadece nötr bir devam hissi. eskiden bunu çok kötü bir şey sanırdım, şimdi ise en azından dengeli buluyorum. insan her gün parçalanarak yaşamak zorunda değilmiş.

    ölmek istemekle yaşamak istememek arasında bir yerde duruyorum belki. ama bunu artık kendime bir suç gibi yazmıyorum. hayatla aram hiçbir zaman tutkulu olmadı, bunu da geç fark ettim. bazı insanlar bağırarak yaşar, bazıları fısıldayarak. ben hep fısıldayan taraftaydım. bu yüzden kalabalıklar, hedefler, büyük planlar bana hep yabancı geldi. artık buna direnmek yerine, bu halimle ne kadar gidebileceğime bakıyorum. belki çok uzağa değil, belki çok derine de değil. ama kendi hızımda. 2025 benden çok şey aldı ama bana şunu da verdi: kendimi kandırmadan durabilme becerisi. artık iyi değilsem "iyiyim" demiyorum. mutlu değilsem bunu süslemiyorum. kötü bir günse, kötü bir gün olduğunu kabul ediyorum ve geçmesini bekliyorum. geçiyor mu? bazen evet, bazen hayır. ama ben artık her duygunun sonsuza kadar süreceğine inanmıyorum. bu da hafifletiyor insanı. her şey geçici, acı da dahil. bu düşünce umut verici değil belki ama sakinleştirici.

    yeni yıla girerken dilek tutmayacağım. kendimle pazarlık yapmayacağım. "şöyle olacağım, böyle düzeleceğim" demeyeceğim. sadece olduğum yerde duracağım. biraz daha az yükle, biraz daha az aceleyle. eğer bir kapı açılırsa girerim. açılmazsa da kapının önünde kendimi hırpalamam. hayatla aramda böyle bir anlaşma var artık. büyük değil, iddialı değil ama dürüst. 2026’ya girerken söyleyebileceğim tek şey şu: hala buradayım. bu bir zafer değil, bir başarım hiç değil. ama bir gerçek. ve şimdilik bu gerçek bana yetiyor.

    aslında olay olay bir şeylerden bahsetmek isterdim ama inanın hiç biri önemli değil. günün sonunda hiç kimse, benim onları düşündüğüm kadar düşünmeyecek. zaten kritik bir şey olduğunda ara yazı olarak çakıyorumdur buraya... onun dışında hepsi gelip geçici şeyler. benim canımı yakan şey, zaten yeterince yakmış. uğraşamam detaylarla falan...

    son olarak bu sene pluribus dizisini çok sevdim. ayrıca; "parks and recreation" dizisi de izlemesi keyifli oldu. kapanışı çok sevdiğim bir cover ile yapayım. pluribus'da çaldı ve ben kendime ait hissettim...

"alem ne garip, sen yabancıysan
yüzler biçimsiz, eğer yalnızsan
kadınlar insafsız, sen istenmediysen
caddeler çarpık, eğer dertliysen

garipsen, yağmurdan düşer suretler
garipsen, kimse bilmez adını
garipsen, garipsen
garipsen"

    bakalım ilerleyen zamanlarda seni ne bekliyor paşam... bu kadar eziyet çekiyorum. tek dileğim bunu her şeyi atlatmış bir halde okuyup, geçmişteki kendine bir selam çakman. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

connected2.me rehberi

Merhaba arkadaşlar bugün günlük hayatta işinize çok yarayacak bir rehber ile karşınızdayım. Yalnız mısınız? Sosyal hayatınızda herhangi bir kadını veya erkeği etkileyebilecek yetenekte olduğunuzu düşünmüyor musunuz? Umutsuzluğunuz sizi intihara götürürken son bir durak arayışında mısınız? Neyse ki connected2.me var. Anonim olarak kadınları veya erkekleri kendinize bağlayıp onlarla bir gelecek kurabi.... Tabii ki palavradan ibaret. Bu uygulama kesinlikle ölüm. Kesinlikle psikoloji bozan bir şey. Neyse ki ben size bugün muazzam bir rehber hazırladım. Öncelikle kullanıcı tiplerine şöyle bir göz gezdirelim. -link isteyenler Uygulamanın yüzde doksanlık kısmını oluşturur. Bakmayın öyle anonim falan gözüktüğüne, eğer çirkinseniz herhangi biriyle konuşamazsınız. Özellikle kadın kısmının "bio" adını verdiğimiz açıklama kısımlarında genelde şunlar yer alır; "linksiz gelme." "link atmayana cevap vermiyorum." "linkle veya sesle gel." "kim...

Değişim, değiştirmenin anahtarı mıydı yoksa öyle mi sandım.

Yorgunluğumdan değil, tembelliğimden. Bu kadar sıkıcı, bu kadar moron, bu kadar banel... bir insan davranışından değil kendi hayatımdan bahsediyorum. Sanki az gişe yapmış o güzel filmde yanrollerdeyim (kaan abime selam olsun bi gün ünlü olursan telif öderim). Ne istediğimi bilmedim, ne istemediğimi bildiğim kadar. Kendi hayatımı, karakterimi, yaşamımı sürekli ezip durmak bana da bir şey katmıyor merak etme.. Bir bardak kaynar suyu elim yanmadan pilava dökmek gibi değil yaşamak, aslında benim için sıralarsak bu hayat baya zor.. Mesela bembeyaz bir halı almalı insan, yıllarca kullanmalı.. Sonra da her izin, ne zaman çıktığını hatırlayacağı bir gün olmalı. Belki anıları katlayıp cebimize koyamayız ama en ufak sinyal bile sizi geçmişe götürebilir. Mesela aklıma ne zaman tıp gelse, annemle yaşadığım dişçi maceram gelir. Aslında çok öncesi değil 3-4 yıl ama annem yanımda yok artık. Annemi arayamıyorum. Aslında biliyor musun bazen annemi aramayı çok istiyorum, nasılsın demeyi kendimi ...

oturmaktan sıkılmadım

merhaba arkadaşlar ben yıllarca atölyede çalıştığı yerde artık masa başı çalışan genç.  nasılsınız bakalım. valla ben gayet iyiyim. bu yazıyı yazarken de mesai saatleri içindeyim. siz düşünün. her yaz olduğu gibi aynı yere geldim çalışmaya ve inanılmaz şeylere tanık oluyorum. ilk gün yalova'ya koca koca direkleri indirmeye gönderdiklerinde , bu senenin de amelelik dolu olacağını düşünürken, kendimi aniden teklifleri,siparişleri vb. işleri incelerken bilgisayar başında buldum. post modern anlayışa göre evrak işlerini yapıyorum. ne kadar mutlu olduğumu tartışmaya açık bırakmakla birlikte. böyle bir yerde bu kadar yükselmeyi beklemiyordum. yaşasın cv doldu. onun dışında chp'nin adalet yürüyüşüne şahit oldum dükkanda dururken ve eve gittiğimde daha da şaşırdım. adamlar kampı, türkiye'nin en yobaz en dindar mahallelerinden birisi olan benim mahalleye kurmuşlar. mahalle bir gecede evrim geçirdi herkes laikleşti diyebilirim. ancak terk ettiklerinde yine eski düzene geri dön...